SAĞLAM KAFA SAĞLAM VÜCUTTA BULUNUR

İnsan doğasına uygun olmayan çalışma koşulları ve rekabetçi iş yeri ortamı, insan bedeni üzerinde yıkıcı etkilere sebep oluyor. Hasta bina sendromundan doku, kas zedelenmelerine, eklem problemlerinden kronik ağrılara, psikolojik sorunlardan mutsuz evliliklere kadar çok geniş bir yelpazede seyreden iş hastalıkları, uzman hekimlerin de öncelikleri arasına girmiş durumda. Şirketlere yönelik sağlık seminerleri düzenleyen organizasyonlara talep her geçen gün artıyor. İşte uzmanlardan iş hayatına bağlı hastalık riskleri ve korunma yolları…

ÜRÜN DİRİER, urun.dirier@paradergi.com.tr

prof. dr. timur timurkaynak
Prof. Timur Timurkaynak

KADIN KALBİ 10 YIL DAHA ŞANSLI

 

*Prof. Dr. Timur Timurkaynak

Kalp ve Damar Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Timur Timurkaynak’a göre stres en başta kalbi vuruyor. Aşırı stres tansiyonu yükselterek hipertansiyon ve depresyona yol açıyor. Enerji ve motivasyonu tükettiği için, sigaraya başlama, egzersizi bırakma ve aşırı yemek yeme isteğine sebep olarak kalp ve damar sağlığını riske atıyor. Stres altındaki insan iki seçenekle karşı karşıya; kaç ya da savaş! Her iki seçenekte de kanda adrenalin ve kortizol hormonu seviyesi artıyor, kalp hızlı atmaya başlıyor ve tansiyon yükseliyor. Sürekli hale gelen stres vücudu tüketmeye başlıyor. Stres, aşırı yeme bozukluğu, hızlı konuşma ve hızlı yemek yeme, madde bağımlılığı, amaçsız ve verimsiz koşturmaca, aşırı çalışma, yavaş çalışma, işleri erteleme, çok az ya da aşırı uyku uyuma, birçok işi aynı anda yapmaya çalışma gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Vücut kitle endeksinin 25’in üstüne çıkması riskini de haliyle arttırıyor. Prof. Timurkaynak, kadınların kalp hastalığı açısından erkeklere kıyasla 10 yıl daha şanslı olduğunu belirtiyor. Erkekler 40 yaşların başında kalp hastalığına yakalanırken, kadınlar menopoza girene kadar kalp hastalığından korunuyor. Ancak menopoz sonrası risk kadınlar aleyhine ilerliyor.

GÜNDE 10 BİN ADIM YÜRÜYÜN

“Strese ve stresin beraberinde getirdiklerine karşı en önemli silah ise spor. Sağlıklı bir kalp için hareket etmek gerekiyor. En sağlıklı ve en ucuz spor tempolu yürüyüştür” diyen Prof. Timurkaynak, haftanın en az 5, mümkünse 7 günü en az 35 dakika ya da bir adımsayar ile 10 bin adım tempolu yürümek gerektiğini vurguluyor. Otomobilinizi evinize ya da iş yerinize iki durak uzakta bırakarak yürüyüş alanınızı arttırmanız mümkün. Prof. Timurkaynak’a göre merdivenler de kalp dostu. Asansöre binmeyin, merdivenleri tercih edin. Efor yaparken göğsünüzde bir ağrı hissederseniz derhal doktora gidin. Kalp sağlığı için yüzmek de çok faydalı ancak belli bir yaşın üzerinde futbol gibi rekabetçi sporlardan kaçınmak gerekiyor. “60 yaşına kadar kalp hastası olmazsanız en az 80’e kadar rahat yaşamanız mümkün” diyen Prof. Timurkaynak’ın belirttiğine göre, sporun yanı sıra Akdeniz tipi beslenmek, insanlara karşı kin değil sevgi hissetmek, doğaya, topluma ve sevdiklerinize karşı sorumluluk bilincinde olmak, seyahat etmek ve sanatla uğraşmak da kalbin dostu. Her şey iş demek değil. Yaptığınız işten keyif almıyor, kapasitenizin üzerinde sorumluluk alıyorsanız ve yaptığınız iş için yeterli donanıma sahip değilseniz kariyer planınızı tekrar gözden geçirmeniz ve keyif almayı öğrenmeniz gerekiyor.

Prof. Dr. Kerim Güler.jpg
Prof. Kerim Güler

HASTA BİNA SENDROMUNA YAKALANDIK

 

*Prof. Dr. Kerim Güler

Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı raporlara göre, günümüzde zamanımızın yüzde 90’ını kapalı mekanlarda geçiriyoruz. Bu oranın yüzde 70’ini iş, geri kalan yüzde 20’si ise evde geçiyor. Kapalı iş yerlerinde çalışan insanlarda hem fiziksel hem de ruhsal bozukluklar ortaya çıkıyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri solunan havanın kalitesindeki değişiklikler. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler’e göre kapalı mekanlarda hapsedilmiş olan hava kirleniyor. İç ve dış mekan arasında hava akımının olmaması nedeniyle toksik maddelerin partikül sayısı artıyor. Ortamda bulunan sentetik eşyalar, mobilyalar gibi her türlü iç mekan döşemelerinden salınan uçucu organik maddeler, gazla yemek pişirme sırasında ortama karışan nitrojen ve sülfür türevleri, her türlü parfüm, deodorant, oda spreyi, temizlik malzemeleri, cilalar, bilgisayar, fotokopi makinası gibi aletlerden çıkan zararlı moleküller, bu toksik partiküllerden yalnızca bir kısmı. Bütün bu toksik maddeler özellikle solunum yolundan vücuda girerek kan yolu ile bütün organlara yayılıyor. “Başta ev tozu akarları, küfler ve değişik bakteriler olmak üzere birçok mikroskopik canlının değişik ürünleri solunan hava ile vücuda girerek alerjik hastalıklara neden olabiliyor” diyen Prof. Güler’e göre, ruhsal bozuklukların en önemli nedeni ise gün ışığından mahrum kalmak. Gün ışığı olmayan ortamlarda çalışan kişilerde beyindeki serotonin oranları düşerek depresyona eğilimi arttırıyor. Ayrıca fotokopi makinasına 5 metreden yakın oturanlarda solunum yolu hastalıkları daha sık görülüyor. Halıların ofis iç ortamlarında duvardan duvara döşenmesi, bireylerin hasta bina sendromu semptomlarına yatkınlığını da arttırıyor. Hasta bina sendromu, sağlıksız kapalı alanda çalışanlarda görülen genel rahatsızlıklara deniyor. Halıda bakteri, küf ve mantar toksinlerinin birikimi akciğerlerde alerjik reaksiyonları tetikleyen semptomlara neden oluyor. İç ortama hava sağlayan havalandırma sistemlerinin kullanıldığı binalarda çalışan bireylerde görülen mukozal tahriş semptomu, iç ortam havasını dışarıya atan fanların kullanıldığı binalarda çalışan bireylere göre daha sık görülüyor. “Bunun nedeni havalandırma cihazlarının bakteriler ve mantarlar gibi biyoaerosolları iç ortama yaymasıdır” diyen Prof. Güler, iç ortamlar için en uygun sıcaklık derecesinin 20–23 °C, en uygun bağıl nem oranının ise yüzde 30–60 arası olduğunu ifade ediyor. Sıcaklığın 23°C’nin üstüne çıktığı durumlarda mukozal tahriş ve genel semptomlarda artış gözlendiğine dikkat çeken Prof. Güler, uzun süreli kapalı alanda çalışanlarda uzun vadede astım, bronşit, hormonal bozukluklar ve tümörler görülebildiğini belirtiyor. Bazı mesleklerde kullanılan maddeler, mesela yapıştırıcılarda bulunan uçucu organik maddeler de kemik iliğine kadar girerek aplastik anemi, lösemi gibi ağır hastalıklara sebep oluyor.

Hasta bina sendromu belirtileri

– Boğazda ve gözlerde tahriş, yanma

– Öksürme, hapşırma

– Baş dönmesi ve baş ağrısı

– Zihinsel ve bedensel yorgunluk

– Hafıza kaybı, konsantrasyon eksikliği

– Mide bulantısı

– Ciltte tahriş ve yanma

– Koku ve tat duyusunda değişikler

Kapalı mekanda çalışanlara tavsiyeler

– Mekanları sık havalandırın

– Gün ışığının girmesini sağlayın

– Her türlü gereksiz eşyayı ortamdan çıkartın

– Uçucu organik madde salması mümkün olan her türlü plastik, sentetik madde, muşambalar, izolasyon malzemeleri ve kimyasal maddeyi ortamdan uzaklaştırın

– Duvardan duvara halılar ile kalın tüylü halıları atın

– Temizliğe dikkat edin. Deterjan, temizlik malzemeleri parfümsüz ve doğal madde içerikli olmalıdır.

prof. dr. cihan aksoy
Prof. Cihan Aksoy

AÇIK OFİS SİNİR BASILARINA NEDEN OLUYOR

 

*Prof. Dr. Cihan Aksoy

Masa başı çalışanların en önemli sağlık sorunlarının başında, ergonomik olmayan çalışma ortamından kaynaklanan postür problemleri dikkat çekiyor. Buna bağlı sırt, bel boyun ağrıları, dirsek ve el bileğinde tekrarlayan mikro travma hasarları ön planda. Buna karşın çok seyahat edenlerde vibrasyon zararlanmaları ve araç içi klima kullanımına bağlı kas ağrıları, yüksek stres altındaki yönetici ve çalışanlarda değişik diş sıkma sorunlarına eşlik eden boyun ve çene eklem sorunları, çok merdiven çıkanlarda diz eklem hasarlarına bağlı yakınmalar kendini gösteriyor. İstanbul Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cihan Aksoy’a göre, üst düzey yöneticilerin en büyük sorunu diş sıkma ve gerginlik zeminindeki boyun, sırt ve baş ağrıları. Fabrika işçilerinde ise, tekrarlayan hareketlerin sebep olduğu ‘tekrarlayan minör birikici travma bozukluğu’ adı verilen doku bozulmaları dikkat çekiyor. Ergonomik olmayan çalışma koşullarının akut ve kronik bel, diz yaralanmalarına sebep olduğunu ifade eden Prof. Aksoy’a göre, camları açılmayan binalar, tepeden esen klima rüzgarı, ortamdaki cihazların oluşturduğu elektriksel ya da sürekli denetimin oluşturduğu psişik gerilim gibi faktörler hastalığa davetiye çıkarıyor. Özellikle açık ofislerde her an göz önünde olan çalışanlar, fizyolojik ve psikolojik farklılıkların gözetilmediği standart ergonomi kurallarına göre tasarlanmış ortamlarda bir yarış atı düzeninde çalışmak durumunda kaldıklarından, yumuşak doku zorlanmaları ve ciddi sinir basılarına neden olan patolojilerle karşılaşabiliyor.

Masa başı çalışanlarına tavsiyeler

-40 dakikada bir boyun ve omuz kaslarını gevşetecek şekilde omuzlarını geriye doğru birkaç kere çevir. Ayak bileğini hareket ettir.

-2 saatte bir kalk dolaş.

-Koltuğun tekerlekli, yüksekliği ayarlanabilir, beli terletmeyecek şekilde destekli, kol dayanaklı, oturağı ve sırtı hareketli ayarlanabilir olsun.

-Yüzün bilgisayara dönük, ekran yüksekliği göz hizasında olsun.

-Klavye ve fare masum değildir, onları desteksiz kullanmamaya çalış.

-Klima ve kapı önü esintisinden sakın.

-Çok oturuyorsan ve ayak bileğin şişiyorsa antiembolik çorap kullan.

Prof. Özgür Öztürk
Prof. Özgür Öztürk

STRES İLE BAŞARI İLİŞKİSİ PARABOLİKTİR

 

*Prof. Özgür Öztürk

İş hayatı yöneticilerden ve onların takdirinden bağımsız değil. Ama kendi öz değerini sadece yöneticinin veya üst kademe insanların takdiri üzerinden tanımlamak da doğru değil. İkisi arasında bir denge kurulması gerekiyor. Psikiyatri Uzmanı Prof. Özgür Öztürk’e göre, çalışanın kendi başarı kriterleri ve kendi öz değerleri ile yöneticisinin arzu ve hedefleri arasında bir hayat dengesi kurması çok mühim. Yöneticinin de şirkette çalışan elemanlarının kendilerini geliştirmelerine müsaade edici, çok boğucu olmayan bir yöneticilik tutumunu benimsemesinde fayda var. Zira başarıyı olumsuz etkileyen faktörlerden bir tanesi çalışan insanların kendilerini geliştirecek faaliyetlere zaman ayıramıyor olması. Örneğin 24 yaşında yoğun bir iş temposuna giren bireyin hayatı boyunca okuduğu romanlar, 24 yaşına kadar okuduklarıyla sınırlıysa o kişinin bir adım ileri gitmesi mümkün olmuyor. Prof. Öztürk’e göre performans baskısı, yetiştirme baskısı, bir projeyi tamamlama baskısı, beğenilmeme endişesi, kendini beğendirme endişesi gibi neticede strese yol açan durumlar hormonlarımızı da etkiliyor. Adrenalin, kortizon ve kortikous gibi. Bu hormonların bir bedeli var. Bizi korumaya çalışan bu hormonlar aynı zamanda kemik erimesi ve şeker hastalığına da yol açıyor. Kilo almaya, depresyon ve dikkat bozukluklarına neden olabiliyor. Dolayısıyla strese istinaden vücudun kendini korumaya yönelik salgıladığı hormonlar bizi uzun vadede daha başarısız kılabiliyor. Bunun bir kısır döngüye benzediğini, stres ve başarı arasındaki ilişkinin de parabolik olduğunu ifade eden Prof. Öztürk, “Stres belirli bir noktaya kadar yükseldiğinde performansı arttırır, bu iyi bir şeydir. Bir süre düz bir şekilde seyreder ama grafik sonra ters döner ve performansı düşürmeye başlar” diyor.

ODAK KONULARI ÇEŞİTLENDİRİN

Stresle başa çıkmak için kişinin hayatındaki odakları çeşitlendirmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Öztürk, sadece iş hayatına odaklanan birinin en küçük bir olumsuzluk yaşadığında daha kolay depresyona girdiğini belirterek şunları ekliyor: “Biz sadece iş hayatından ibaret değiliz. Sosyal hayatımız var, ailemiz var, spor yapıyoruz, arada dostlarımızla görüşüyoruz, hobilerimiz var. Neticede arabada tek kanallı bir radyo dinlemiyoruz devamlı değiştiriyoruz. Kendi hayatımızda da odaklarımızı çeşitlendirmeliyiz. Yeni hobiler edinmeli, yeni şeyler öğrenmeye çalışmalıyız. Tek odaklı yaşamazsak stresle başa çıkmak daha kolay olacaktır.”

YENİ NESİL YÖNETİCİLER ÖZEL HAYATA SAYGISIZ

Prof. Öztürk’ün anlattıklarına göre, yeni nesil yöneticiler özel hayata saygı göstermiyor. Kendi özel hayatlarından feragat ettikleri için çalışanlarının da feragat etmesini istiyorlar. Gece işle ilgili bir mail ya da mesaj atabiliyorlar örneğin. Bu da evlilikleri olumsuz etkileyebiliyor. İnsanlar bu yoğun tempo içerisinde nasıl olsa karım cepte, kocam cepte diyerek evlilikleri üzerinde bir emek harcamaktan kaçınabiliyor. Ev sadece uyumaya gidilen, mümkünse hiçbir şeyin konuşulmadığı bir yere dönüşüyor. Dolayısıyla bu tarz kişilerin evliliklerini sürdürebilmesi de çok mümkün olmuyor. Yoğun çalışan ve iş odaklı yaşayan insanların evliliği sürdürebilmesinde ciddi zorluklar ortaya çıkıyor. Sahiplenilme, şefkat ve sevgi bulamayan kişiler depresyona meyilli hale geliyor.

MOBBING ŞİRKET KARINI DÜŞÜRÜYOR

Prof. Öztürk’e göre iş dünyasındaki en önemli sorunlardan biri de mobbing. Sadist kişiler yönetici olabiliyor. Narsist yapıda, kendinden başka kimseye önem vermeyen, aşırı başarı odaklı, yanlış yapan insanlara tahammül edemeyen yöneticiler ortaya çıkıyor. Mobbing iş dünyasındaki kişilik bozukluğu olan insanların iş ortamına soktukları bir virüs. Şirketlerin bu mobbing yapan ve mobbing uygulayan kişilere karşı bir takım dedektörlerinin olması lazım. “Yöneticinin çalışanlar tarafından puanlanması önemli bir kontrol mekanizması olabilir diye düşünüyorum. Mobbing ile karşılaştığınızda mutlaka şikayetçi olmanız ve kendinizi koruma altına almanız lazım. Doğru davranış budur” diyen Öztürk, burada şirket kültürünün önemine de değiniyor. Şirket kültürü mobbing yapan kişiyi koruyan, alttaki yeni işe giren veya daha alt kademedeki insanları değersizleştiren bir şirket kültürüyse, o kişi şikayetinden sonuç alamıyor ve işini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Böylece o şirket ortamı özgür mobbing diyarına dönüşüyor. Oraya bir virüs girmiş oluyor ve yapacak bir şey kalmıyor. Bu da şirket karlılığının düşmesine neden oluyor.

Zor yönetici kimdir?

Zor yönetici, talep eden, beklentisi yüksek, iş odaklı, çalışma odaklı, hırslı, çalışkan birisi de zor yönetici olabilir. Kişi işini yapıyordur ve yanındaki insanların da en az kendisi kadar işi önemsemesini ve çalışmasını istiyordur. Ama alttaki insanlar onu zor bir yönetici olarak tanımlıyor olabilirler. Zor yönetici kişinin kendini geliştirmesini de sağlayabilir. Tabii şefkatli ve verici biriyse. Yanındakini geliştiren de var, yanında çalışanları küçümseyen de var. Sorunlu yönetici kronik mobbing yapan, kişiliği problemli olduğu için kendi zaaflarını, problemleri başkalarına yansıtan, başkalarının duygularını, davranışlarını, hayat haklarını önemsemeyen ve devamlı talep eden, kendini aşırı derecede önemseyip başkalarının arzularını, ihtiyaçlarını hiç görmeyen, sevgisiz, fedakarlık yapmayan kişilerdir. Bir yöneticide bu özellikler patolojik boyuttaysa çalışmak mümkün değil. Herkesin kırmızı bir çizgisinin olması lazım. Ne olursa olsun iş için yapılır diye kabullendiğiniz anda bu yöneticiler daha çok üzerinize gelir. İşten atıldığınızda karakterinizden ödün verdiğinizle kalırsınız.

Tükenmişlik sendromu nasıl anlaşılır?

Tükenmişlik sendromu aslından bir tür depresyon biçimidir. Enerjisizlik, takatsizlik, amaçsızlık, bırakıp gitme isteği, daralma duygusu gibi bir takım belirtiler gösteriyor. Tükenmişlik sendromu yaşadığını söyleyen insanların çoğunda aynı zamanda depresyon da var. Tükenmişlik sendromunda ağlayıp sızlamadıkları için, yatağa düşmedikleri için veya psikolojik olarak acı içerisinde olmadıkları için depresyondan ayrıymış gibi düşünülüyor. Ama esasından depresyon belirtileriyle örtüşüyor. Mesela sabahlara kadar çalışıp proje yetiştirmeye çalışan mimarlar, arka arkaya nöbet tutan cerrahlar için hayat birden anlamını yitiriyor. Sadece iş için yaşıyor olmak bir süre sonra isteksizlik ve enerjisizlik hali yaratıyor. Kısa zamanda kariyer yapayım, kısa zamanda kendimi ispat edeyim diyen kişilerde bu sendroma daha çok rastlanıyor.

op. dr. banu çiftçi
Dr. Banu Çiftçi

PMS DÖNEMİ PSİKOLOJİK SORUNLARA İŞARET EDİYOR

 

*Op. Dr. Banu Çiftçi

Kadının ruh halini ve bedenindeki değişimi belirleyen adet yani regl döneminde hormonlar tepetaklak oluyor. O nedenle her kadın, adet döngüsünün hangi gününde olduğuna göre değişen zamanlarda psikolojik veya bedensel sıkıntılar yaşayabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Banu Çiftçi’ye göre bu sıkıntılar iş yerindeki verimi ciddi anlamda etkileyebiliyor. Regl sancısı yanı sıra ishal, baş ağrısı ve migren gibi yan rahatsızlıkların da ortaya çıkabildiği bu dönmede, iş performansı da olumsuz etkileniyor. Kadın hormonal etkiyle, bunaltı, huzursuzluk, aşırı duygusallık gibi psikolojik etkilere maruz kalabiliyor. Bunun dışında, regl dönemi öncesinde de hormonal etkiyle bazı kadınlar, PMS denen çok ciddi psikolojik sorunlar yaşayabilir. Duygusal dalgalanmalar, depresyon, gerginlik, konsantrasyon bozuklukları, bitkinlik gibi. Bu durumlarda muhakkak doktor önerisi alınması ve altta yatan başka bir psikolojik sorunun olup olmadığının araştırılması gerektiğine işaret eden Dr. Çiftçi’ye göre, bazı psikolojik sorunlar sessiz seyredip, adet döneminde hormonal etkiyle tetikleniyor olabilir. Ayrıca şiddetli adet sancısı yaşayan kadınlarda, altta yatan sebep yumurtalık kisti, endometriosis gibi bir rahatsızlık da olabiliyor.

mert güler
Mert Güler

MUTSUZLUK BULAŞICI, ASİNERJİ YARATIYOR

 

*Mert Güler

İş hayatında rekabet ortamı, fiziksel ve zihinsel gücün aşırı kullanımı ile oluşan stres, iş başarısını ve performansını olumsuz yönde etkiliyor. Stresi kontrol altında tutmak ve onunla başa çıkma yollarını bilmek hayatımızda büyük kolaylıklar sağlıyor. Uzun vadeli streslerin zihinsel, fiziksel ve duygusal blokajlara yol açarak sağlık üzerinde baskılara neden olduğunu belirten Yoga Eğitmeni, Yaşam Koçu Mert Güler’e göre panik, zamanı iyi kullanamamak, öncelikli ve acil işlerin planlamasını iyi yapamamak ve iletişim eksikliği stresi tetikleyen etmenler arasında yer alıyor. “Baskı yaratan duygular hormonlardan kaslara tüm bedeni etkiliyor. Vücuttaki dopamin, adrenalin, kortizol salgıları artıyor, melatonin, seratonin ve endorfin azalıyor. Bu da adele kasılmalarına, solunumun azalmasına, nabzın yükselmesine yol açarak umutsuzluk, çaresizlik, sıkışmışlık duygusu, ifade eksikliği, agresiflik ve güvensizlik gibi duyguları tetikliyor” diyen Güler, yoğun stres altında veya mutsuz olan bir kişinin etrafındaki insanları da etkileyerek bir tür asinerji oluşturduğuna işaret ediyor. Güler’e göre bu da sürekli şikayet eden, kaygılı, asık suratlı, mutsuz insanların artması anlamına geliyor. Güler stres ve solunum arasındaki ilişkiyi ise şu sözlerle anlatıyor: “Stres anında kısa, düzensiz ve çabuk solunum yaparsınız. Stresli durumlarda öncelikle nefes kontrolü çok önemli. Sakin ve derin nefesler almak, duruş pozisyonunu dik hale getirerek rahat bir pozisyona geçmek enerji akışının normale dönmesine yardım edecektir. Bebekler içgüdüsel olarak karın nefesi alırlar. Ancak zamanla stres, gerginlik ve endişe, nefesimizi de sığ ve yüzeysel hale getiriyor. Doğru nefes, stres düzeyini azalttığı için iş başarısını da olumlu etkileyebiliyor. Bebekken solunum sırasında kullanılan diyafram, büyüyünce çok az ya da hiç kullanılmıyor. Ağızdan alınan kısa nefesle farkında olmadan vücuda çok az oranda oksijen alınıyor. Yoga egzersizleri, bu alışkanlıkları tersine çevirmeyi sağlıyor. Doğru solunum, karnınızı şişirerek (diyafram) burundan nefes alıp, burundan vermek demektir. Bu sayede akciğerleriniz tümüyle çalışır. Nefesinizi verirken karın içeriye doğru girer ve diyafram kalbinize masaj yapacak şekilde yukarı doğru çıkar, nefes alırken de karın genişler ve diyafram iç organlarınıza masaj yapacak şekilde aşağı iner. İnsanlar çoğunlukla solunum sırasında nefes almanın daha önemli olduğunu düşünür. Halbuki nefes vermek en önemlisidir. Ne kadar çok kullanılmış havayı dışarı atabilirseniz, o kadar çok taze havayı içinize çekebilirsiniz. Yoga nefes uygulamalarında nefes verme süresi, almaya göre daha uzun tutulur.”

Stresle yogik başa çıkma yolları

Sabah ofis ortamına arkadaşlarımızı selamlayarak ve gülümseyerek girmek herkese olumlu bir enerji sağlar. Masada bulunduracağınız alkali su, günlük alkali dengenizin korunmasına yardım eder. Kasılma ve gerilmelere karşı birkaç küçük hareket işe yarayacaktır. Oturduğumuz yerde öne arkaya esnemeler, baş ve boyun egzersizleri, dairesel omuz ve göz hareketleri, alın ve baş masajı, timüs uyarımı, ayak ve el eklem hareketleri, dik duruşlar, duvarda omurgamızı düzleştirmek, ayakta iken topuk ve parmak ucu duruşları bunlara örnek gösterilebilir. Tüm bunları odaklanma ve nefes çalışmalarıyla birlikte birkaç dakika yapmak gününüzü, veriminizi ve huzurunuzu arttırmaya yardım eder.

Özsel Tortop 1
Özsel Tortop

ŞİRKETLERE CANIM DOKTOR SAĞLIK SEMİNERLERİ

 

*Özsel Tortop

Özel bir TV kanalında dört sezon yayınlanan ve geniş kitlelere ulaşan sağlık programı Canım Doktor’un yapımcısı Gray Cats Production Genel Müdürü Özsel Tortop, şirketlere TV programı konseptinde sağlık seminerleri düzenliyor. Programın yayınlandığı yıllar içerisinde özellikle beyaz yakalı kesimin ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya kaldığını gözlemlediklerini, bu nedenle şirketlere yönelik sağlık seminerleri düzenlemeye karar verdiklerini ifade eden Tortop, “Bir plazanın klimalı, penceresi açılmayan bir ofis katında çalışıyor olmak, saatlerce masa başında bilgisayar ekranının parlak ışığına bakmak, saatler süren toplantılar, düzensiz çalışma saatleri, iş seyahatleri, sağlıksız beslenme, iş stresi, zor yönetici, mobbing gibi etkenler beyaz yakalıları zorluyor” diyor. Tortop’a göre bu etkenler, kronik baş ağrıları, sürekli halsizlik, yorgunluk, mutsuzluk, depresyon, ergonomiye uygun olmayan ofis şartlarına bağlı bel, boyun, sırt ağrıları ve daha yüzlerce fiziksel ve psikolojik sağlık problemine yol açıyor. Canım Doktor Sağlık Seminerleri’ni, iş dünyasındaki modern adıyla ‘kurumsal wellness’ olarak adlandıran Tortop, “Amacımız, koruyucu hekimlik yaparak çalışanların karşılaşabilecekleri sağlık risklerini azaltmak, farkındalık yaratmak, özellikle çok çalışana sahip şirketlerde iş devamsızlığını ciddi oranda azaltmak, iş verimini ve üretkenliğini arttırmak. Ve elbette işveren açısından bakıldığında bu sayede firma karına pozitif etkide bulunmak” diyor.

SEMİNERLER STANDUP ŞOV TADINDA

Seminerlerin özelliği, konuşmacı doktorların çalışan kesimi ve dertlerini çok iyi bilen, sahne performansları adeta birer standup şov tadında olan, her biri Türkiye’nin saygın tıp fakültelerinin akademik kadrolarında yer alan isimlerden oluşması. Seminerler özellikle beyaz ve mavi yakalı çalışanların ağırlıkta olduğu kurumlar tarafından büyük ilgi görüyor. Hatta çalışan sağlığı ve mutluluğuna önem veren bazı büyük kurumlar katılamayan çalışanları için seminerin video kaydını canlı olarak kurum içi internet ortamında da yayınlıyor. Seminer bitiminde ise video kaydı, her çalışanın mail adresine gönderiliyor. Seminer programında, ofis ergonomisine bağlı sorunlardan ruhsal problemlere, zor insanlarla çalışma taktiklerinden beslenmeye, kadın ve erkek beyni arasındaki farklardan boşanma sürecinin iş verimi üzerindeki etkilerine, stress yönetiminden kanser risklerine kadar onlarca farklı konu yer alıyor.

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s