Kognitif Devrim

2000’lerin başından itibaren baş döndürücü bir hızla değişen ve kendisiyle beraber bizi de değiştiren bilişim teknolojileri, bugün geldiğimiz noktada ‘bilgi devriminin’ ilk çocuklarıyla birlikte iş hayatımızı ve yaşama biçimimizi radikal bir şekilde dönüştürdü. 

ÜRÜN DİRİER, urun.dirier@paradergi.com.tr

2000’lerin başından bu yana geçen süre, dünya tarihinde hiç görülmemiş türden bir hızla iş yapma biçimi ve yaşam tarzımızı değiştirdi. Bilginin dünyanın her yanına üretildiği anda yayılmasını sağlayan bilişim teknolojileri, bulut, nesnelerin interneti, akıllı mobil cihazlar, yapay zeka ve büyük veri gibi hayatımıza dalan yeni kavramlar, dünyayı geri dönülemez bir devrimin içine soktu. Bu devrim her devrim gibi beraberinde kaosu da getirdi. Basit bir örnek verecek olursak, Kaspersky’nin verilerine göre 1994 yılında internet ortamında her saat başı bir virüs yayılırken, 2006 yılında bu her dakikaya çıktı. 2011’de her saniye bir virüs yayılır haldeyken, 2016 itibariyle artık her gün 310 bin ‘yeni tür’ virüs internet ağı üzerinden saldırıya geçiyor. Bu sayı gün geçtikçe artıyor. Saldırılar her geçen gün daha da karmaşık ve sofistike bir hal alıyor. Geçtiğimiz 10 yıl içinde çok hızlı bir evrim geçiren siber saldırılar, amatör tehditlerden profesyonel, konvansiyonel tehditlere evrilmiş, ticari hatta ulusal tehdit boyutuna ulaşmış durumda.

Öte yandan Türkiye’de bilişim pazarı da katlanarak büyümekte. M2S Araştırma ve Pazarlama A.Ş.’nin verilerine göre, Türkiye’de bilişim pazarı 2016’da yaklaşık 100 milyar TL’lik büyüklüğe ulaştı. 2017 yılında da büyüme trendinin devam etmesi bekleniyor. Yatırımın en çok yoğunlaştığı alan ise bulut hizmetleri. Yazılım sektörünün toplam bilgi teknolojilerindeki payı yüzde 35’e ulaşmış durumda. Telekom hizmetleri, tek başına yüzde 47 ile hala toplam bilişim sektörü içindeki en büyük paya sahip. Kurumsal dijitalleşme de aynı hızda yükselişte. GİB verilerine göre, 2016 yılında e-fatura mükelleflerinin e-fatura adedi 170 milyon 673 bini aştı. Oluşturulan e-fatura tutarı 2 trilyon TL’ye ulaştı. Verilere göre, 2010 yılından 2016’ya kadar e-fatura ve e-arşiv fatura kullanıcıları tarafından oluşturulan toplam fatura sayısı ise 8 milyarı buldu. Bugün itibariyle ayda 60 milyon bireysel e-fatura, 25 milyon kurumsal e-fatura kesiliyor.

İHRACAT 6 MİLYONDAN 1 MİLYAR DOLARA ULAŞTI

Yazılım Sanayicileri Derneği (YASAD) Başkanı Doğan Ufuk Güneş, 2000’de en çok bin yazılım firması varken bugün sayının 7 bine ulaşmış olduğunu belirterek “O zamanlar sadece muhasebe yazılımları, üretim sistemleri ve kurumsal kaynak planlama yazılımları vardı. Bugün ise savunmadan eğitime, sağlıktan enerjiye kadar 40’dan fazla alt dalda yazılım firması var, 260 bin kişiye istihdam sağlıyor” diyor. 2000’lerin başında en çok 6 milyon dolarlık yazılım ihracatı yapılıyorken, bugün yılda 1 milyar dolara ulaşıldığını belirten Güneş, “2023 hedefimiz 10 milyar dolar yazılım ihracatı ve 1 milyon gence nitelikli istihdam sağlamak” diyor. 2010’dan sonra YASAD olarak yaptıkları çalışmalarla kamuda ve özel sektörde yerli yazılımın fark edilmesini sağladıklarını ifade eden Güneş sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kamuda yerli yazılım kullanımı yüzde 30. Yetmez ama en azından bir farkındalık yaratmış olduk. Yabancı yazılımlardan hiçbir eksiğimiz yok. Her yıl 1 milyar dolardan çok daha fazlasını yazılım ithalatına harcıyoruz. Oysa aynı yazılımları hatta daha iyisini biz ülkemizde de yapabiliyoruz.” 17 yıl içinde en radikal dönüşümün bulut üzerinden kiralanabilen yazılımlarla gerçekleştiğini ifade eden Güneş, “Bulut teknolojileri firmaları demokratize etmiş ve teknolojik rekabet eşitliği sağlamıştır. Eskiden bir yazılım alınca ona göre makine, personel almak, bilgi işlem birimi kurmak gerekirdi. Şimdi küçük bir kasabadaki bir Kobi de hiç yatırım yapmadan bulut üzerinden istediği yazılımı kullanabiliyor. 70’lerde 1 tb bilgi 3,5 milyar dolara depolanırken,  bugün 27 dolara depolanıyor. Teknojik rekabette dünya eşitlendi diyebiliriz” diyor. 2017 içerisinde Ekonomi Bakanlığı desteğiyle biri Silikon Vadisi diğeri Londra’da olmak üzere iki YASAD ofisi kuracaklarını belirten Güneş, amaçlarının yerli yazılımcıyı küresele açmak olduğunu söylüyor.

DİJİTALDEN KOGNİTİF DÖNEME GEÇİŞ YAPIYORUZ

Geçtiğimiz 17 yılın bilişim sektöründe dijital devrimin yaşandığı yıllar olması açısından büyük önem taşıdığını belirten IBM Türk Genel Müdürü Defne Tozan, “Dijital dönüşüm ilk defa bu dönemde hayatımıza girdi ve iş yapış biçimlerimizi kökten değiştirmeye başladı. Son yıllarda ise devinimin ve dönüşümün artan bir ivme kazandığını bizzat gözlemliyorum. Bu dönüşümü biz ‘Dijital Dönemden Kognitif Döneme Geçiş’ olarak isimlendiriyoruz” diyor. Bu dönüşümün internet devriminden bile daha kapsamlı ve köklü bir dönüşüm olarak tarihe geçeceğini ifade eden Tozan, IBM’in Türkiye’de ve dünyada üst düzey yöneticilerle yüz yüze yaptığı araştırmalarda, kurumları en çok etkileyen dış gücün teknolojik faktörler olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor. “Kognitif teknolojiler sayesinde iş dünyasındaki karar vericilerin hızlı ve doğru karar alabilmelerine destek olmayı hedefleyen ve aynı zamanda insan gibi anlayıp öğrenebilen, muhakeme edip etkileşime geçebilen sistemler dönüşüme yön vermeye başladı” diyen Tozan’a göre, büyük veri analitiği, bulut bilişim, mobil ve sosyal iş çözümleri, siber güvenlik ve nesnelerin interneti konuları hem küresel ölçekte hem de Türkiye’de son yılların en önemli konuları arasında. Bu çözümler müşterileri doğru anlamak, onların ihtiyaçlarına gerçek zamanlı yanıt verebilmek ve onları olumlu anlamda “şaşırtmak” için de olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. Sektör dışından yeni oyuncuların, köklü oyuncuların tahmin edemediği farklı stratejilerle oyunun kurallarını değiştirerek pazardan pay kapar hale geldiğini söyleyen Tozan, “Bu yönüyle rekabet artık kurumları, kendilerini daha etkin bir biçimde ayrıştırma arayışına itiyor. Hem köklü oyuncular hem yeniler zorlu rekabet ortamında başarılı olmak için, bilgi teknolojilerini etkin kullanmak, şirket kültürünü dönüştürmek, farklı şirketlerle işbirlikleri kurmak, tasarım ve müşteri deneyimine önem vermek şart” diyor. Dijital dönüşümün önemli bir kilometre taşı olan API ekonomisiyle dijital ekonominin daha üretken ve yenilikçi hale geleceğini, daha önce ulaşılamayan müşterilere ulaşarak yeni gelir kaynakları yaratılabileceğini vurgulayan Tozan şunları ekliyor: “Bugünkü dünyada veriyi gerçek zamanlı olarak izlemek ve analitik bir şekilde anlamlı çıkarımlar yapmak için gerekli araçlara sahibiz. Ayrıca her yıl artan siber saldırıların artarak devam etmesi de kamu kurumları, şirketler ve finans piyasalarının bu tür yüksek profilli siber saldırılara karşı hazırlıklı olmasını gerektiriyor. Bu nedenle bilgi teknolojileri sektöründe en büyük önceliklerimizden biri de siber güvenlik konusu olmaya devam ediyor. Bu konuda geçtiğimiz 17 yılda artan bir farkındalık ve eğilimlerde de tazminden temkine doğru dikkate değer bir geçiş olduğunu söyleyebilirim.”  IBM olarak Türkiye’deki en önemli hedeflerinden birinin, bilgi teknolojileri kullanımı sayesinde daha çok Türk firmasının uluslar arası düzeyde rekabet gücüne ulaşması olduğunu ifade eden Tozan, bulut, veri analitiği ve nesnelerin interneti gibi yeni doğal kaynak olarak adlandırılan verinin, kognitif teknolojiler ile anlamlandırılması konusunun kurumlara en büyük rekabet avantajı sağlayan faktör olacağını düşündüğünü belirtiyor.

500 MİLYON ABONEYE MOBİL HİZMET VERİYOR

Kurulduğu 1996 yılından itibaren iletişim ağları için telekom çözümleri, yazılım ürünleri ve hizmetler sağlayan Defne Telekomünikasyon, bugün Türkiye’deki tüm GSM operatörlerine yazılım hizmeti veriyor. Sesli mesaj, çağrı filtreleme, ödemeli arama, mobil pazarlama, konuşma paketi belirleme gibi günlük hayatta kullandığımız çoğu servisin yazılımı Defne mühendislerinin elinden çıkıyor. Mobil operatörlerin katma değerli servis kampanyalarını hazırlayan Defne Telekomünikasyon bugün sadece Türkiye’de değil globalde de hizmet veriyor. Orta Asya’dan Orta Doğu’ya, Asya-Pasifik Bölgesi’nden Afrika’ya, Avrupa’dan Güney Amerika’ya 20’den fazla ülkede 500 milyon üzerinde aboneye servis veren 25 mobil operatör, Defne’nin çözümlerini kullanıyor. Kurulduğu ilk yıllarda alarm uyarı sistemleri ve çağrı merkezi hizmetleri üzerine çalışan bir firmayken, bugün yazılımın kalesi Hindistan’a bile yazılım satar hale geldiklerini belirten Defne Telekomünikasyon CEO’su Oğuz Haliloğlu, 2000 yılından bu yana yazılım sektöründe radikal bir dönüşüm yaşandığını vurguluyor. Yeni dünyanın dinamiklerine artık yazılımcıların yön verdiğini belirten Haliloğlu, klasik diye adlandırabileceğimiz iş yapış stilinin iş dünyasından silindiğini söylüyor. “Artık daha global ve kapsamlı düşünebilen, daha verimli çalışabilen ve altyapı sistemini güvenli ve sağlam kurmuş firma ve markaların zamanı” diyen Haliloğlu, bu sebeple toplam bütçelerinin yüzde 40’ını Ar-Ge’ye ayırdıklarına işaret ediyor. Yazılımın kalesi Yeni Delhi başta olmak üzere BAE ve Dubai’de de ofisleri olduğunu ifade eden Haliloğlu, “Şimdiye kadar birçok kez Deloitte Teknoloji Fast 500 EMEA ve Deloitte Teknoloji Fast 50 Türkiye programlarında sıralamaya girdik. 100 milyardan fazla mobil işlem gerçekleştirdik. Partnerlerimizle tamamladığımız projeler, Avrupa Birliği tarafından 20 milyon euronun üzerinde fon aldı” diyor. 2016’da yüzde 27 büyüdüklerine işaret eden Haliloğlu, 2007’de de Deloitte Technology Fast 50 Turkey’de en hızlı büyüyen ilk 3 firma arasına girdiklerini hatırlatıyor. Yıllık gelirin yüzde 80’ini ihracattan elde ettiklerini, 2 yıl içinde bunu yüzde 100’e çıkarmayı hedeflediklerini belirten Haliloğlu, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bugün dünyanın yarısı hala internet kullanmıyor. Akıllı telefon penetrasyonu ise sadece yüzde 30. Buna karşın 2020 yılında 50 milyar nesnenin internete bağlı olacağı ve birbirleri ile iletişim halinde olacağı öngörülüyor. 19 trilyon dolarlık bir ekonomiden bahsediyoruz. Bu sektör diğer sektörler gibi değil, inanılmaz hızlı gelişiyor.”

3G İLE MOBİL SERVİS PAZARI BÜYÜDÜ

Mobil haberleşme hizmetlerinin yaygınlaşması ile birlikte iletişim hizmetine ek olarak mobil katma değerli hizmetlerin de sunulmaya başlandığını söyleyen MOBİLSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Kubilay Erdoğan, 2001 ekonomik krizinin hemen akabinde başlayan bu servislerin GSM pazarının büyümesine paralel olarak çok hızlı bir büyüme gösterdiğini ifade ediyor. “Özellikle 2006-2008 yılları arasında toplam GSM gelirinin yüzde 15‘lik kısmını oluşturmaya başladılar. GSM cihaz satışının artması ve abone sayısındaki hızlı yükseliş ile birlikte, katma değerli servisler de mobil iletişim pazarında çeşitlenmeye başladı” diyen Erdoğan, 2008 yılında akıllı telefonların kullanıma girmesiyle beraber servis çeşitliliğinin hızla arttığını hatırlatıyor. 2009 yılında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından mobil katma değerli servisler için getirilen yeni regülasyonlardan sonra, 2009 yılı ekonomik krizinin de etkisiyle sektörün zor günler geçirdiğini ifade eden Erdoğan şunları ekliyor: “Ayakta kalan şirketlerin tamamı derneğimiz çatısı altında birleşti. Bu birleşme ile birlikte 2011 yılında sektör şirketleri yeni teknolojilere yatırım yaparak haberleşme pazarından yeniden ciddi pay almaya başladı. Özellikle akıllı telefonların satış rakamlarının artması ve mobil genişbant internet olan 3G teknolojisinin kullanıma başlanması ile birlikte, mobil pazarda yeni servisler verilmeye başlandı. Akıllı cihazların satışının artması, cihazların 3G ile teknolojilerin gelişmesi ve mobil genişbant internet ile bağlantı hızının yükselmesi mobil servislerin gelişmesi ve büyümesi için büyük katkılar sağladı. Bu süreç içinde artan uluslararası rekabet de, yerli teknoloji KOBİ’lerinin yeni teknolojilere yatırım yapmasına sebep oldu ve bu sayede pek çok yeni ürün ve hizmet geliştirildi. 2010 yılından sonra mobil servisler pazarındaki bu büyüme yabancı şirketlerin de dikkatini çekti ve pek çok yabancı şirket satın alma veya direkt yatırım ile ülkemiz pazarına giriş yaptı.”

YILLIK 1 MİLYAR TL’YE ULAŞTI

Bugüne baktığımızda, mobil servis pazarının 1 milyar TL’nin üzerinde gelir yarattığını ve 25 bin kişiye istihdam sağladığını ifade eden Erdoğan, özellikle mobil oyun sektöründe uluslar arası pazarda rekabet edecek ürünler geliştirildiğini vurguluyor. Bu ürünlerin sayısının artması için başta devlet destekleri olmak üzere desteklerin kesintisiz devam etmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, gelinen noktada mobil finans, eğitim, sağlık ve eğlence hizmetlerinin her geçen gün arttığına değiniyor.

PETROL GİBİ VERİ DE İŞLENİNCE DEĞERLENİR

1994 yılında hayatımıza giren Turkcell, Türkiye için mobil iletişim dönemini de başlatmış oldu. İlk yıl içinde abone sayısı çeyrek milyon civarındayken, 1997 yılında bu rakam bir milyona ulaştı. 1999 yılında Türkiye’de ilk kez faturasız cep telefonu hattı sunan Turkcell, aynı yıl KKTC ve Kazakistan’a da açıldı. Bir yıl sonrasında da New York Borsasına kote olan ilk ve tek Türk şirketi olarak önemli bir başarıya da imza attı. Turkcell’in 2000 yılında WAP servisi kullanımını başlatması ile cep telefonundan internet hayalini gerçeğe dönüştürdüğünü ifade eden Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu, “2002 yılında devreye giren MMS sayesinde fotoğraf gönderimi mümkün hale gelmişti. Bir yıl sonrasında da cep telefonuyla ilk mobil ödeme imkanı Turkcell müşterilerine sunulmuştu. 2009 yılında da 3G ihalesinde A tipi lisans ile en yüksek frekansı alarak mobil internette yeni bir dönemi başlattık” diyor. Turkcell bugün teknoloji odaklı bir altyapı sağlayıcı olmanın ötesinde, hizmet odaklı bir deneyim sağlayıcısına dönüşerek 6 ülkede faaliyet gösteren uluslararası bir marka. 2016 yılında yapılan 4.5G ihalesinde Türk ekonomisine en yüksek katkıyı yaparak en fazla sayıda frekansı aldıklarını vurgulayan Terzioğlu, “Bugün dünyanın en hızlı mobil internet altyapılarından birine sahibiz. İstanbul, Ankara ve İzmir dünyanın en hızlı mobil internetini sunan şehirler arasında yer alıyor” diyor. Bu arada anlık mesajlaşma platformu BiP dünyanın her köşesinden 13 milyondan fazla indirmeye ulaşmış durumda. Online müzik platformu fizy 9 milyona yakın indirmeyle, dünyanın en iyi müzik platformlarından biri olarak ve küresel rakiplerinden daha iyi bir performansla milyonlarca kullanıcının tercihi olmayı başardı. Turkcell ürün servislerinin toplam indirmesi 50 milyona yaklaşmış durumda. Bugün artık Dördüncü Endüstri Devrimi’ni konuşuyor olduğumuzu vurgulayan Terzioğlu, bu çağda gücün yeni kaynağı ve belirleyici parametrelerden birinin data olduğuna işaret ediyor. “Biz yeni çağın en büyük gerçeğinin data olduğunu gördük ve data konusunda yatırımlar yaparak Irak, İran ve Gürcistan’ın verilerinin yüzde 50’sinin Turkcell üzerinden taşındığı bir altyapı gücüne ulaştık. Turkcell’de datayı yalnızca taşımak ve muhafaza etmek için değil, aynı zamanda anlamlandırmak için çalışıyoruz. Hedefimiz veriden değer üretmek, veriyi ham olarak değil işleyerek satmak” diyen Terzioğlu, petrol örneğinde olduğu gibi verinin de işlendikten sonra değer kazanacağını ifade ediyor.

İNSANSIZ TEKNOLOJİLERDE İNSAN UNSURUNU FARKETMELİYİZ

Türkiye’nin dünyada en hızlı büyüyen ekonomilerden biri olarak öne çıktığına işaret eden Terzioğlu, 2023 hedeflerinin büyük olduğuna vurgu yapıyor. “Avrupa Birliği’nden daha iddialı hedefler belirlemiş bir ülke olarak gidecek yolumuz çok ve bu yolda en önemli görevlerden biri de bizlere düşüyor” diyen Terzioğlu, Turkcell’in hedeflerinin de Türkiye sınırlarının ötesinde olduğunu belirtiyor. Terzioğlu sözlerini şöyle sürdürüyor: “İlk Sanayi Devrimi’nden itibaren bugüne dek teknoloji alanında gerçekleşen sıçramaları düşündüğümüzde, genellikle insansız arabalar, insansız araçlar, insan emeğine olan ihtiyacı en aza indiren fabrika makineleri, insanlar olmadan çalışan akıllı evler gibi ‘insansız teknolojiler’den söz ediyoruz. Bundan sonra yapmamız gereken ise bütün bunların içindeki insan unsurunun farkına varılmasıdır. Bilhassa engelliler, yaşlılar, mülteciler gibi özel ihtiyaç sahibi grupların hayatlarını kolaylaştıracak çözümlere odaklanılması büyük önem taşıyor. Geliştirdiğimiz teknolojiyle insan hayatını kolaylaştırmalı, eğitim, iş, sağlık ve diğer tüm alanlarda insan kapasitesini artırmaya çalışmalıyız.”

ÖZELLEŞTİRMEDEN SONRA 26 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPTIK

Türk Telekom Strateji, Planlama ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Fırat Yaman Er, Türk Telekom olarak odaklarına daima insanı ve inovasyonu aldıklarını belirterek, Türkiye’yi sesli iletişimden internet teknolojilerine ve fiber altyapılara kadar daima ilklerle buluşturma misyonuna sahip olduklarını hatırlatıyor. Teknolojiden Ar-Ge’ye, eğitimden dijital oyunlara, müşteri hizmetlerinden toptan iletişim hizmetlerine kadar değer zincirinin her halkasında var olduklarını belirten Er, “Ana iş kollarımız olan mobil, internet ve telefon hizmetlerimize televizyonu da ekleyerek, müşterilerimize entegre iletişim hizmetlerini tek marka altında sunan lider iletişim ve eğlence teknolojileri şirketi haline geldik” diyor. Sektörün en büyük çoklu oyuncusu olarak bugün 38,9 milyon müşteri ve 33 binden fazla çalışanla Türkiye’nin en çok istihdam sağlayan şirketlerinden biri olduklarını da ifade eden Er, 2005 yılındaki özelleşmeden bu yana gerçekleştirdikleri 26 milyar TL’lik yatırım ile sektörde en çok yatırım yapan oyuncu olduklarına dikkat çekiyor. “Yaptığımız yatırımlarla uzunluğu hali hazırda 228 bin km’yi bulan ve 81 ilde bulunan fiber altyapıya sahibiz. Önümüzdeki dönemde yapacağımız yatırımlarla, fiber hızında genişbant hizmeti götürdüğümüz ev ve iş yeri sayısını daha da arttıracağız” diyen Er, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün yakın geçmişindeki hızlı büyüme hakkında da şunları söylüyor: “Bu büyüme, data kullanımı ve akıllı telefon penetrasyonunu önemli ölçüde arttıran ve 2009 yılında hayata geçen 3G ihalesi, Ağustos 2015’te gerçekleşen spektrum ihalesi (yaygın bilinen adıyla 4.5G ihalesi) ve BTK’nın kurulması ile ülkemizde rekabeti destekleyici politikaların geliştirilmesi ve uygulanması sayesinde oldu. Bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründe, son 10 yılda sunulan hizmetler çeşitlenirken buna bağlı olarak pazarın yapısı ve gelir dağılımı da değişti. 2008 yılı sonundan 2016 yılı sonuna kadar Türkiye’de mobil abone sayısının yaklaşık 10 milyon artış gösterdiğini görüyoruz. Bununla birlikte, 2008 yılı sonu itibari ile Türkiye’de yaklaşık 6 milyon genişbant internet abonesi, 2016 yılında 62,2 milyona yükselerek çok büyük bir artış gösterdi.  Bu anlamda sektörün özellikle mobil ve data alanında büyüdüğünü görüyoruz.”

Türk Telekom’un son 10 yıldaki gelir dağılımının da bu gelişimi ortaya koyduğunu ifade eden Er, “2008 yılında gelir dağılımımız sabit ses yüzde 51, sabit genişbant yüzde 16, mobil yüzde 21, kurumsal veri yüzde 8, diğer gelirler yüzde 4 iken; 2016’da sabit ses yüzde 17, sabit genişbant yüzde 26, mobil yüzde 36, kurumsal veri 8, diğer gelirler de yüzde 12 oranında gerçekleşti. Bu büyük değişim, Türk Telekom’un mobil, internet, TV ve diğer alanlarda gerçekleştirdiği büyümeyle tüketiciye iletişim teknolojilerinin tümünü tek noktadan sunabilen, yani yakınsamayı gerçek anlamıyla sağlayabilen sektördeki tek oyuncu olduğunu gösteriyor” diyor.

2017’nin başında açılışı yapılan Türkiye’nin ilk 5G teknolojileri geliştirme merkezi niteliğinde olan ve dünya standartlarında bir laboratuvar olarak tasarlanan 5G Mükemmeliyet Merkezi’ne de değinen Er sözlerini şöyle tamamlıyor: “Burası Türkiye’nin teknolojiyi alan ve kullanan değil, üreten ve ihraç eden bir ülke haline gelmesi hedefiyle birçok çalışmaya ev sahipliği yapıyor olacak. Buna ek olarak Ar-Ge şirketimiz Argela tarafından geliştirilen ProgRAN projesi ile dünya genelinde kullanılacak 5G uyumlu baz istasyonlarını tasarlıyor, 5G’nin üzerinde yükselecek standartları kodluyoruz. Argela ile ProgRAN teknolojisi için ABD Patent ve Marka Ofisine şimdiye kadar 28 patent başvurusu yapmış olmaktan gurur duyuyoruz.”

2008’DEN SONRA BÜYÜME DURDU

Türkiye’de elektronik haberleşme sektörünün 2001 krizinin ardından yaşanan olumlu ekonomik gelişmelere bağlı olarak büyüdüğünü belirten TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, “Ancak 2008 yılından beri büyüme yok. Döviz kurunda yaşanan dalgalanmaların da etkisiyle yaklaşık 15-16 milyar dolar düzeyinde seyrediyor. Sektör gelirleri 2016 yılında 15,1 milyar dolar oldu” diyor. Türkiye’de telekomünikasyon sektörünün, ülkemizdeki genç nüfusun büyüklüğü, Telekom hizmetlerine ve veriye olan talebin fazlalığı gibi faktörler nedeniyle hızlı bir büyüme potansiyeline sahip olmasına rağmen, rekabet eksikliği, sektör üzerinde mali yükler, yatırımın önündeki hukuki ve rekabet engelleri neticesinde sahip olması beklenen büyüklüğün gerisinde kaldığına işaret eden Arıak, bu duruma bağlı olarak son 8 yıldır büyüme olmadığını belirtiyor.

İNTERNET ABONE SAYISI 1,5 MİLYONDAN 62 MİLYONA ÇIKTI

Arıak 2000’li yılların başından bugüne uzanan elektronik haberleşme sektöründeki gelişmeyi gösteren rakamları şöyle açıklıyor: “İnternet abone sayısı 1,5 milyondan, sabitte 10,5 milyon, mobilde 51,7 milyon olmak üzere toplam 62,2 milyon aboneye çıktı. 2009 yılında 3G’ye ve 2016 yılında 4,5G’ye geçen ülkemizde bugün toplam, 4,5 milyon 2G, 18,9 milyon 3G ve 51,7 milyon 4,5G abonesi bulunmakta. Türkiye internet hızı bakımından dünyada 147 ülke arasında 67. sırada bulunuyor ve kullanıcıların yüzde 19’u 10 Mbps ve üstü, kalan yüzde 7’si ise 15 Mbps ve üstü bir hızla internete erişebiliyor. Buna karşılık sabit telefon abone sayısı yaklaşık 27 milyon iken, 13,9 milyona gerilemiştir.”

Arıak elektronik haberleşme sektöründe atılım yapılması için de şu önerilerde bulunuyor: “Rekabet önündeki engeller kaldırılmalı, fiber altyapı hızla ve yaygın olarak tesis edilmeli. Sektör üzerindeki vergiler azaltılmalı, alternatif işletmecilerin pazar payları AB seviyelerine çıkartılmalı. Genişbant internet hizmetleri yaygınlaştırılmalı ve uydu internet teşvik edilmeli.  Veri merkezlerinin yasal durumu iyileştirilmeli, mali teşvikler vergi indirimleri uygulanmalı ve ülkemizde birden fazla İnternet Değişim Noktası (İDN) bulunmalı. İnternet Tabanlı Hizmetler, ITH (OTT) hususunda yerli oyuncuları teşvik edecek, yabancı ITH’ler karşısında ayakta durabilmesine olanak sağlanacak adımlar atılmalıdır.”

ÇALIŞANLAR YENİ TEKNOLOJİLERE DİRENÇ GÖSTERİYOR

Türkiye’de bilişim teknolojileri alanında son 17 yılda ciddi bir tecrübe ve yetişmiş insan kaynağı yaratıldığını belirten DellEMC Türkiye Genel Müdürü Sinan Dumlu, artık BT alanındaki her türlü çözüme anında erişimin mümkün olduğunu ifade ediyor. “Artık genel müdürlerin BT’yi tamamlayıcı bir birim değil, kurumların omurgası, fark yaratan ana birim olarak görmesi gerekir. BT yöneticilerinin (CIO’ların) ise, bu beklentiyi karşılayacak bakışa sahip olması ve organizasyonu kurması şart” diyen Dumlu, çağın dijital transformasyonu mecbur kıldığına değiniyor. “Burada geçmişe göre temel fark rekabet gücünü arttıracak, fark katan inovatif yazılımlar ile yeni deneyimler ve hizmetler yaratma gereksinimidir” diyen Dumlu, CIO’ların geçtiğimiz 15 yıl içinde yaşadığı sorunlara ilişkin şu bilgileri aktarıyor: “Türkiye’de IDC ile birlikte gerçekleştirdiğimiz araştırma kapsamında CIO’ların teknik ve tecrübe anlamında iyi eleman bulmak ve tutmak konusunda sıkıntı yaşadığını gördük. Ayrıca çalışanların yeni teknolojilere karşı direnç göstermesi de bir diğer sorun. Bulut, büyük veri gibi yeni teknolojilerin standart olmaması da önemli sorunlardan biri. CIO’ların bu zorlukların üstesinden gelmesi için hem kendilerine hem de BT sektörüne görevler düşüyor. Özellikle yeni teknolojilerin benimsenmesi konusunda şirket içi eğitimler işleri kolaylaştıracaktır. Yeni nesil teknolojilerle çok daha verimli ve hızlı olunabileceğinin anlatılması ve inovasyonun şirket kültürü haline getirilmesi gerek. Aslında yeni nesil çalışanlar da buna çok açık. Yaptığımız bir araştırmaya göre Y kuşağı çalışanların yüzde 42’si akıllı teknolojilerin kullanılmadığı bir şirketten her an ayrılmaya hazır. Bu dijital transformasyon çağında önemli olan yeni kuşağa doğru liderlik edebilmek.”

SON 10 YILIN KAVRAMI SANALLAŞTIRMA

Son 10 yılda şirketler için en önemli konulardan birinin veriyi korumak olduğunu ifade eden Veeam Software Ülke Müdürü Ozan İnan, “Son yıllarda sanallaştırma sıklıkla duyduğumuz bir teknoloji olmakla beraber, donanım kapasitelerinin oldukça arttığı günümüzde özellikle verimlilik açısından bakıldığında önemli bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor” diyor. Küreselleşme ile birlikte internetin yükselişinin ardından bulut hizmetlerinin benimsenmesi ve sanallaştırmanın şirketler için devrim niteliği taşıdığına işaret eden İnan şunları söylüyor: “Bu teknoloji, şirketinizin sisteminin hiç ummadığınız bir anda çökmesi halinde sanallaştırdığınız sistem üzerinden kaldığınız yerden devam etme imkanı sunuyor. İş sürekliliği ve felaket kurtarma planlaması eskiden zaman ya da veri kaybına tahammülü olmayan şirketlerin önceliğindeydi. Örneğin internet üzerinden bir alışveriş sitesi yönetiyorsanız sisteminiz çöktüğünde işinizi kaybedebilirsiniz. Şimdi ise bu durum tüm sektörler ve tüm hizmet sağlayıcılar için geçerli. Dünya üzerindeki pek çok ülkede mobilitedeki patlama bulutun evriminin temel yönlendiricisi. Mobil cihazların yayılması ile bu büyük verinin nasıl yönetileceği ve her an her yerden kullanmaya hazır olmasının nasıl sağlanacağı soruları da beraberinde geliyor. Sadece son kullanıcıya hizmet veren hizmet sağlayıcılar değil kurumlar da operasyonlarını sorunsuz bir şekilde devam ettirmeleri ve her zaman ulaşılabilir olmalarının artık bir seçenek olmadığının, pazarda bir adım önde olmak için bir zorunluluk olduğunun farkında.”

SON 10 YILIN SİBER SALDIRI YÖNTEMLERİ

10 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren siber güvelik firması Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu, son 3 yılda ekibi 3 katına, kamudaki müşteri sayısını da 10 katına çıkardıklarını söylüyor. “Özellikle hedefli saldırılara karşı korumada her yıl yüzde 200 büyümekteyiz. Veri merkezi korumasında ise her yıl yüzde 150 büyüyoruz” diyen Börekcioğlu, Türkiye’de önceki yıllarda truva atı başta olmak üzere birçok zararlı yazılım hüküm sürerken, son yıllarda bu tehditlerin daha da karmaşık hale geldiğini ifade ediyor. “Zombi bilgisayar sorunu Türkiye’de oldukça yaygın. Siber saldırganlar truva atı kullanarak ele geçirdikleri bu zombi bilgisayarları kimliklerini gizlemek için paravan olarak kullanıyorlar” diyen Börekcioğlu, son yıllarda yükselişe geçen saldırıları şöyle sıralıyor: “Siber saldırganların maddi çıkar sağlama eğilimleri arttıkça tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de online bankacılık alanındaki saldırılarda yoğunluk oluşmaya başladı. 2016 yılının ilk yarısını ele alan güvenlik değerlendirmesi raporumuzda da belirtimiz üzere Türkiye en çok online bankacılık saldırısına uğrayan ülkeler arasında Avrupa’da birinci sırada yer aldı. Bunun yanında POS cihazları ve ATM’leri hedef alan siber saldırılar da Türkiye’de sıklıkla görülen saldırılar. Fidye yazılımları olarak nitelendirdiğimiz Ransomware ve Cryptolocker ise son yıllarda maddi kazanç sağlamayı hedefleyen siber saldırganların en gözde saldırıları arasında yer alıyor. Türkiye’de özellikle 2014 yılından beri Cryptolocker başta olmak üzere birçok fidye yazılım çeşidini içeren saldırılarda ciddi oranda artış yaşanıyor. Türkiye’de de son 10 yıldır ciddi bir tehdit oluşturan bu saldırıların geçmişi ise 2005 yılında Rusya’da görülen ilk karmaşık fidye yazılımlarına dayanıyor. Özellikle 2016 yılının tamamı değerlendirildiğinde ise güvenlik raporumuzda da belirttiğimiz üzere siber saldırganların fidye yazılımlar aracılığıyla 1 milyar dolara yakın maddi kazanç elde ettikleri görülüyor. Türkiye’de DDoS saldırılarının yanında Şirket E-Postaları Dolandırıcılığı (BEC) gibi yöntemler de son 10 yılda öne çıkıyor. Özellikle 2016 yılında fırtına gibi esen BEC saldırılarının dünya çapında her bir işletmeyi ortalama 140 bin dolar seviyesinde maddi zarara uğrattığı tahmin ediliyor.”

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s