(K)ARAMSAR KUŞAK

k1995-2002 yılları arasında doğan, teknoloji yüzünden dünyanın acılı yüzüyle çok erken yaşlarda tanışmak zorunda kalan, haliyle dünyayı varoluşsal bir tehdit olarak algılayan, samimi, stresli ve özgüvensiz yeni nesil: K kuşağı! Uzmanlar K’ların markalardan ve çalışma ortamlarından neler beklediğini anlattı. K’ların ilgilendiği ilk üç kavram; Sosyal sorumluluk, şeffaflık ve ahlak!

ÜRÜN DİRİER, urun.dirier@paradergi.com.tr

İnsan kaynakları firmalarının, reklamcıların, markaların yaş grubuna özel strateji ve operasyon geliştirmek için ortaya attıkları x, y, z jenerasyon kuşaklarının yanına bir yenisi daha eklendi. Dünyayı varoluşsal bir tehdit olarak algılayan K kuşağı! İsmini, ilki 2012’de gösterime giren Açlık Oyunları (The Hunger Games) film serisinin ana karakteri olan Katniss Everdeen’in adının baş harfinden alıyor. 1995-2002 yılları arasında doğan, dış dünyanın tehlikelerinin fazlaca farkında olan bir kuşak. Ekonomik çöküş, işsizlik, terör, savaş ve göç gibi gerçeklerle internet yüzünden erken yaşta yüzleşmek zorunda kalan bir nesil. Kendisini fiziki olarak etkilemese bile dünyanın dört bir yanındaki acıları psikolojik olarak deneyimleyen karamsar ve gerçekçi gençler… Teknoloji, çöküş ve tehlike ile tanımlanan K kuşağı, ‘Biz her şeyi yapabiliriz’ci önceki kuşağa karşı, adaletsiz bir dünya içinde olduklarının farkında. İlk kez London College Üniversitesi fahri profesörü ve Cambridge Judge Ticaret Üniversitesi profesörü Noreena Hertz tarafından tanımlanan K’lar, dünyanın her bölgesinde benzer özellikler taşıyor. Bu kuşak ile dünya tarihinde ilk defa 11 Eylül, Madrid ve Ankara bombalamaları, Paris saldırıları, El-Kaide’nin yükselişi, IŞİD’in ortaya çıkışı gibi yüksek doz şiddet teknoloji aracılığıyla 24 saat gözlemlenebiliyor.

GERÇEKÇİ VE KARAMSAR

Profesör Hertz’in K kuşağı üzerine yaptığı çalışmalar son yıllarda Avrupa, Amerika ve Çin medyasının yanı sıra Dünya Ekonomik Forum’u ve Google Zeitgeist Forum’u gibi uluslararası platformlarda büyük ilgi uyandırmış durumda. Prof. Hertz’e göre bu kuşak Y Kuşağı’ndan farklı olarak, teknolojik gelişmelerin hayatımıza etkisini hayranlıkla izlemek yerine, ileri teknolojiyi çevresi ve dünya için nasıl kullanabileceği üzerine yoğunlaşmış durumda. Akıllı telefonlar onlar için haberleri, ailelerini ve arkadaşlarını temsil ediyor. Ulaşılabilir olmak onlar için varoluş anlamına geliyor. İnternete her an bağlı olmak kötü haberlerden de aynı anda haberdar olmak anlamında. Bir önceki kuşaklardaki yaşıtlarının normalde izlemeyeceği ya da okumayacağı tüm haberlere timeline’da maruz kalıyorlar. Bu da onları, dünyadaki tüm fırsatların kendisini beklediğini sanan önceki kuşaklardan farklı olarak daha gerçekçi ve karamsar yapıyor.

GECE GÜNDÜZ ÇALIŞMAYA HAZIR

Prof. Hertz’in yaptığı araştırmalara göre K kuşağının en büyük korkusu başarısızlık ya da sevdiklerini kaybetmek değil; yüzde 75’i en çok terörden, yüzde 66’sı ise iklim değişikliğinden korktuğunu söylüyor. Yüzde 45’i 10 yıl içerisinde kayda değer bir başarı elde edebilmek için gece gündüz çalışmaya hazır olduklarını belirtiyor. ‘Ben her şeyi hak ediyorum’cu Y kuşağından bu anlamda da ciddi bir farklılık gösteriyor. Yüksek kaygılar içinde olan bu kuşak, iş bulmak ve hayatını idame ettirebilecek parayı kazabilmek konusunda geleceğe projekte stres kaynaklarıyla baş etmeye çalışıyor. Hatta yüzde 72’si borçlanma korkusu taşıyor. İleride başarılı olabileceklerine dair umutları ise sınırlı.

KURUMLARA GÜVENMİYORLAR

K kuşağı kurumlara karşı da güvensiz. Prof. Hertz’e göre yetişkinlerin yüzde 60’ı büyük şirketlere, kurumlara güvenirken, K kuşağında bu oran sadece yüzde 6. Küresel şirketlerle ilgili düşüncelerini ‘sömürücü, bencil, kibirli, aç gözlü, güvenilmez ve sahtekar’ gibi kelimeler kullanarak ifade ediyorlar. Bu anlamda bu kuşak ile şirketler arasındaki toplumsal anlaşmanın tamamen çöktüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Ekonomik eşitsizlik, ırkçılık, toplumsal eşitsizlik ve cinsiyet eşitsizliği K’ların başta gelen dertleri arasında yer alıyor.

100 YILIN KUŞAKLARI

100 yılın kuşaklarına şöyle bir göz gezdirecek olursak, ilk partiyi 1925-1945 yılları arasında doğan ve 2. Dünya Savaşı’nın ekonomik-psikolojik buhranlarına maruz kalan Sessiz Kuşak oluşturuyor. 1950’den sonra artan doğum oranları sonucu dünyaya gelen, yüksek refah düzeyinde büyüyen kuşak ise BB yani Baby Boomers kuşağı. Bireyselliği ön planda tutan BB kuşağı tüm dünyayı politik olarak etkisi altına alan 68 kuşağı çocuklarıyla biliniyor. İnsan hakları hareketlerinin başladığı, Türkiye’de ihtilal ve çok partili döneme geçiş sancılarına tekabül eden, radyonun altın yıllarını yaşadığı zamanlar. Sadakat duyguları yüksekti, aynı yerde uzun süre çalıştılar. X kuşağı 1965–1979 yılları arasında doğan, ekonomik krizlerden ve sosyal sancılardan etkilenen, kayıp kuşak diye de ifade edilen bir kuşak. İşsizlikten korktukları için işlerine sıkı sıkıya bağlılar. Mecbur kalmadıkça işlerini değiştirmiyorlar. Mottoları; Yaşamak için çalışmak! Y kuşağı 1980-1994 arası doğumlu nesli ifade ediyor. Özgürlüğüne düşkün, teknolojiye bağımlı. Bilgiye hemen ulaşabilen yalnız bir kuşak. Kendilerine fazla güveniyorlar. Çalışmak için yaşıyorlar. 2000’den sonra doğan kuşağa ise Z kuşağı ve milenyum kuşağı gibi isimler veriliyor. Haklarında henüz çok şey bilinmiyor. İnsanlık tarihinin el, göz, kulak gibi motor beceri senkronizasyonunu en ileri seviyeye taşıyan nesli olarak tanımlanıyorlar. Mekanikleşmenin ilk belirtileri Z kuşağında. Teknolojik bilgiyle dünyaya geldiği izlenimi veriyor. Bu çocukların hangi meslek dalında faal olacakları henüz bilinmiyor. Muhtemelen bugün bizim henüz bilmediğimiz, daha tanımlanmamış meslekler yapacaklar.

SADECE SATIN ALMAK YETMİYOR

K kuşağı ise kısmen Z kuşağını da içine alıyor. Ancak K, tanımı ve felsefesi itibariyle daha kalıcı olacak gibi görünüyor. K kuşağı için üreticiler, yaratıcılar ve mucitler nesli de deniyor. Dijitalden önceki dünyayı hatırlamayan K’ların çalışma hayatı ve birer tüketici olarak markalardan beklentileri de diğer kuşaklardan farklılaşıyor. Prof. Hertz’e göre bu kuşak sadece satın almak istemiyor, tasarlama ve yaratma sürecinin bir parçası olup tükettikleri ürünlere, hizmetlere ve medyaya kendinden de bir şeyler katmak istiyor. Yaratma arzularına tam anlamıyla kendi istedikleri şekilde tüketme istekleri eşlik ediyor.

150 MİLYAR EURO’LUK GÜÇ

Küresel iletişim ajansı Weber Shandwick, K kuşağına nasıl pazarlama yapılacağı konusunda Prof. Noreena Hertz ile birlikte çalışıyor. Prof. Hertz, markaların stratejik bir tutum sergilemeleri durumunda EMEA bölgesinde bulunan K’ların 150 milyar euro değerindeki satın alma gücünden faydalanabileceklerini belirtiyor. Henüz sadece pazarlamacılar için değil, araştırmacılar ve psikologlar için de yeni olan K kuşağının markalardan beklentisi ise samimiyet ve adanmışlık. K kuşağının önemsediği toplumsal, siyasi, çevresel ve ahlaki konularda bir duruş sergilemek markalar açısından kritik. Markanın söyledikleriyle yaptıklarının tutarlı olması, risk alması ve toplumsal dönüşüm ve hareketlerde bir aktiviste dönüşmesi saygınlığını arttırıyor. İyi tarafı şu ki bu kuşak kurumlardan mükemmellik beklemiyor. Tarafımız belli olsun diyerek yangına su damlası taşıyan karınca misalindeki gibi samimiyete önem veriyorlar. Hedefi değil yolu önemsiyorlar. Şirketlerin mevcut durumlarıyla ilgili şeffaf olabilmesini takdir ediyorlar.

KORKULARININ FARKINA VARIN

Prof. Hertz, bu kuşağı hedefleyen marka ve şirketlere, ‘öncelikle bu gençlerin özgüven problemi ve korkular ile baş ettiklerinin farkına varın’ tavsiyesinde bulunuyor. Bu sebeple gençlerin özgüvenini arttıracak ve hayat ile ilgili stresini azaltacak reklam kampanyaları öne çıkıyor. Çok erken yaşta geniş bir dünya görüşüne sahip olan bu kuşağın zekasını küçümseme hatasına düşülmemesi gerektiği konusunda da uyarıyor Prof. Hertz.  Çarpıcı sloganlar K kuşağı üzerinde samimiyetsiz duygu sömürüsü reklamlarından daha etkili. Dobra ve sonuç odaklı reklam içeriklerini daha saygın buluyorlar.

İDEALİST MARKALARI ÇEKİCİ BULUYORLAR

Pepakura Digital Ajans Başkanı Aykut Duman, devrim niteliğinde birçok teknolojik gelişmeye tanıklık etmiş ve bu gelişme sürecini özellikle sosyal yaşamına adapte etmiş Y kuşağının yerini dijital dönüşümü hızlandıracağı öngörülen K kuşağına bıraktığına değinerek, “İletişim teknolojilerindeki yenilikler ve beraberinde getirdiği yeni cihazlar, K kuşağının adeta içine doğduğu bir dünya. Bir önceki nesle göre yer ve zamandan daha bağımsızlar. Bu eğilime yönelik marka iletişimleri, bu kuşağın alışkanlıklarına daha çabuk ayak uydurabilecektir” diyor. K kuşağını hedefleyen reklam kampanyalarında etik değerlerin ön planda tutulması gerektiğini vurgulayan Duman, K’ların dünyayı daha iyi bir yapmak isteyen idealist markaları çekici bulduğunu ifade ediyor. Kadın-erkek eşitsizliği, sınıf eşitsizliği gibi konularda bilinçli olduğunu gösteren bir markanın değerini arttırabileceğine işaret eden Duman, K kuşağının kolay bilgi erişimi, hızlı tüketim ve girişimci olma potansiyeline bağlı davranışlarına hitap edilmesi gerektiğini belirtiyor. Duman K’ların henüz yeni başladığı iş hayatıyla ilgili olarak da şu değerlendirmeleri yapıyor: “Dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0 kavramlarıyla beraber gerek iletişim gerekse sanayi alanında izlediğimiz tüm yeni teknolojiler, yeni kuşaklarda her bir bireyin bilgiye erişimini, üretim gücünü ve dolayısıyla bağımsız birer girişimciler olmasını kolaylaştırıyor.  Ancak tüm bu kolaylıkların avantaja dönüştürülebilmesi, her nesilde olduğu gibi K neslinde de bireysel beceri, eğitim birikimi ve çalışma azmine bağlı olacaktır.”

EKSİKLERİNİ HİSSETTİRMEDEN KAPATIYORLAR

Bulut tabanlı personel yönetim sistemi Kolay İK’nın kurucu ortağı Efecan Erdur, iş hayatına yeni başlamış olan K kuşağı gençlerinin daha fazla söz hakkı istediklerine vurgu yaparak, şunları söylüyor: “Ekibimiz büyürken hem staja hem de açık pozisyonlara K kuşağından birçok aday başvuruyor. Bu adaylar, özellikle bizim sektörümüz için tecrübesizliklerini hiç hissettirmeden, eğer bir eksik denilebilirse, bu eksiği teknolojiye adaptasyonları ve dünya görüşlerindeki kıvraklıklarıyla kapatıyorlar. Sürekli öğrenme ve deneme imkanlarıyla ilgilenen bu kuşakla zaman geçirmek, ekibin de kültürünü bu yönde değiştiriyor. Maaş beklentisi haricinde şirketin sunduğu başka imkanlardan da faydalanabilme beklentileri var. Daha fazla meydan okuyan, daha fazla yenilik, alan ve söz hakkı isteyen bir kuşak.”

GÜVEN İLE MOTİVE OLUYOR

PageGroup çatısı altında yer alan üst düzey işe alım ve danışmanlık şirketi Page Executive, yetenek avcıları için yeni neslin çalışma prensiplerini ortaya koyacak bir araştırma yaptı. 24 ülkedeki 139 Page Executive danışmanının, üst düzey yöneticilerle görüşmelerinden derlenen bu yeni araştırmaya göre, 1990’lı ve 2000’li yılların ortalarında doğan bu kuşak maaştan çok saydamlık ve sosyal sorumluluğa önem veriyor. Page Group Ülke Müdürü Hugo Campo bu kuşağın bir şirkette işe başlamaya karar vermeden önce iş ahlakı, çeşitlilik, iş-özel hayat dengesi gibi konulara büyük özen gösterdiğini belirtiyor. Campo, “Şirketlerde genellikle geleneksel yönetim eğilimleri ağır basıyor. Ancak yeni nesil yetenekler görev bilinci ile, işlerini başarıyla yapacaklarına dair işverenin tam güven duymasından motive oluyor. Bu düşünce yapısındaki çalışanlar, işe katkı sağlamaya açık ve ideal başlangıç seviyesi profesyonelleri oluyor. İşverenler, başarılarını yükseltebilmek için, bu tür çalışan profilleri doğrultusunda stratejilerini gözden geçirerek, ideal profesyonellere ulaşabilmenin yollarını aramalıdır” diyor.

MAAŞTAN ÇOK SOSYAL SORUMLULUĞU ÖNEMSİYORLAR

Yeni nesil beklentilerle karşı karşıya kalan şirketlerin, liderlik biçimleri, yetenek yönetimi stratejileri ve çalışan beklentilerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğine işaret eden Campo, yeni kuşağın kurnaz firmalarla değil, prensiplerine tutkuyla bağlı firmalarla ilgilenme eğiliminde olduklarını belirtiyor. Geleneksel şirketlerin bu kuşakla çalışabilmek için ortak bir zemin yaratmaları gerektiğine de değinen Campo’ya göre basit yönetim yapılarını ve uygulanabilir metodolojileri tercih etmek, karşılıklı verimli ve saygılı bir iş ilişkisi yaratarak yetenekleri şirket bünyesine kazanabilmek için uygun koşulları sağlamaya yardımcı olacak. Bu kuşağın motivasyonları arasında ise maaş yer almıyor. Yeni nesli çekmek isteyen firmaların dikkat etmesi gereken değerlerden biri sosyal sorumluluk bilinci. Bu kuşak şirketin internet sitesinde yer alan kurumsal sosyal sorumluluk sayfalarından daha fazlasını görmek istiyor. Sosyal sorumluluk projelerini bir vergi kurtuluş yolu olarak gören şirketlerin bu yeni elemanlarını etkilemeleri pek mümkün görünmüyor. Modern dünyada her geçen gün firmalar kamu önünde daha açık hale gelirken çalışanlar da firmaların övündükleri değerleri somut olarak görmek istiyor. Saydam ve esnek şirket anlayışı gün geçtikçe cazibesini arttırıyor.

Liderlerin de en az şirketler kadar saydam olmasının beklendiğine değinen Campo, “Firma olarak değerlerini temsil edebilmek için her fırsatı değerlendiren CEO’lar yeni neslin ilgisini çekiyor. Vaatleri kadar icraatlarıyla da güven kazanan liderler, en üstten en alt kademeye kadar şirket içi örnek teşkil ediyor. ‘Çalışanlar yöneticilerin, yöneticiler de liderlerin aynasıdır’ felsefesi yeni neslin gözünde firmaların saygınlığını arttırıyor” diyor. Campo’ya göre yeni nesil çalışanları elde tutabilmek için,  liderlerin sürekli olarak ‘onları seçerek iyi bir karar verdiklerini göstermeleri’ gerekiyor. Yeni nesil çalışanlar, şirketin başarılı yüzü olarak CEO’lar ve diğer yöneticilerin fark yaratmaya duydukları bağlılığa dikkat ediyor, söz kadar icraata da önem veriyor.

Organizasyonel gelişim ve insan kaynakları firması Management Centre Türkiye Genel Müdürü Didem Gürcüoğlu Tekay, her jenerasyon gibi K kuşağının da kendine has bir düşünce yapısı olduğunu ifade ediyor ekliyor: “Teknolojik olarak zaten çokça ilerlemiş bir dünyaya gözlerini açan bu insanlar, ileri teknolojiyi nasıl daha iyi kullanabileceklerinin farkında olarak büyüyorlar. Endüstri 4.0, dünya insanı olma kimliği, tüm gezegeni koruma, yaşanabilir kılma gibi konular, anlamlı buldukları ana kavramlar. Çalıştıkları firmaların bu ana konular çerçevesinde sosyal sorumluluk projeleri içinde olmaları, K kuşağının sadakatini ve verimini arttıracaktır. ”

 

K jenerasyonunu dijital dünyanın yerlileri olarak tanımlayan İTÜ ARI Teknokent Genel Müdür Yardımcısı Gökçe Tabak, “Daha önceki nesilleri dijitalleşmede göçebe olarak nitelersek, bu jenerasyon dijitalleşmenin içinde büyüdüğü için bunu içselleştirmiş durumda. Bu özelliklerinden dolayı da dünyadaki insan kaynakları ihtiyaçları açısından çok değerli bir konumda bulunuyorlar” diyor. K jenerasyonu içerisinde işe alım yapacak şirketlerin de bu jenerasyonun değerlerini, önceliklerini bilmeleri ve şirket vizyonlarını onlarla birlikte oluşturmaları gerektiğine değinen Tabak’a göre, şirketler bu yeni insan kaynağından tam anlamıyla yaralanabilmek için yapılanmalarını bu jenerasyonun özelliklerine bağlı olarak gözden geçirmek durumunda. K kuşağının daha eşitlikçi ve sosyal faydayı ön plana çıkaran bir nesil olduğuna vurgu yapan Tabak şunları ekliyor: “Aslında dünyanın zor bir döneminde gençliklerini yaşıyorlar. İş hayatına başladıkları dönemde de gerçekten işlerin yapısının değiştiği bir döneme denk geliyorlar. Çünkü artık pek çok şey, Endüstri 4.0 gibi dijital dönüşümler sayesinde daha çok otomatize ediliyor ve çalışan kesimden beklenen yetkinlikler farklılaşıyor.”

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s