Diyabet: Kendini 20 yıl gizleyebilen tehlike

Çağın en sinsi kronik hastalıklarından diyabetin teşhis ve tedavisindeki yenilikleri, nedenleri, risk oranlarını, ön belirtileri ve dikkat edilmesi gerekenleri araştırdık. Alanında uzman 7 hekim, kendisini 20 yıla kadar gizleyebilen bu hastalıkla ilgili tıbbın geldiği son aşamayı anlattı.

Diyabet üzüntü ve depresyon ile tetiklenen bir hastalık

Prof. Dr. Metin Özata: Diyabet, stres ve üzüntü ile tetiklenen bir hastalık. Stres sırasında salgılanan kortizol hormonu insülini baskılayarak insülin direncini arttırıyor. Çünkü beden stres sırasında kişiyi ‘kaç ya da savaş’ durumuna getiriyor. O nedenle insülini baskılıyor ki kandaki şeker yükselsin ve bir tehdit altında kalan insan kaçacak ya da savaşacak enerjiyi bulabilsin. İnsan bedeni enerjiyi hep depolamaya kodludur, enerji kaybına engel olmaya çalışır. Ancak hareketsiz modern hayat şartlarına, bir de çok fazla şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmemizi eklediğimizde, kandaki şeker miktarı yükseldiğiyle kalıyor. Stressiz bir yaşam sürmek, sağlıklı beslenmek, hareket etmek, yürüyüş ve spor yapmak çok önemli. Kortizol hormonu iç sıkıntısı gibi ruhsal rahatsızlıklara da sebep oluyor. Huzursuzluk, halsizlik hissedenler mutlaka şeker ve tiroid testi yaptırmalı. Diyabet ayrıca depresyon ve panik atağı da tetikliyor. Depresyondaki kişilerin çoğunda ya hipoglisemi ya da tiroid hastalıkları çıkıyor. Ama hangisi hangisini tetikliyor henüz tam olarak bilemiyoruz. Tavuk-yumurta gibi. Kendindeki diyabet ve hormonal hastalığın farkında olmadan yıllarca psikolog psikolog gezen hastalar var.

15-07/09/metinozata2.jpgProf. Metin Özata: “Depresyondaki kişilerin çoğunda ya hipoglisemi ya da tiroid hastalıkları çıkıyor.”

Tip 1 diyabetin sebebi henüz bilinmiyor

Doç. Dr. Selçuk Can: Tip 1 diyabet, çocuklukta veya gençlikte ortaya çıkan ve pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından zedelenmesine bağlı olarak gelişen bir diyabet türü. Diyabet vakalarının yüzde 10’u tip 1. Vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine neden saldırdığı henüz bilinmiyor ancak çocuklukta alınan bir virüsün otoimmün sistemi bozduğu tahmin ediliyor. Tip 1 diyabette insülin salınımı ya çok az ya da hiç yok. Tedavisinde yoğun insülin tedavisi ve insülin pompası kullanılıyor.

Tip 2 diyabet ise erişkinlikte görülen ve yaşam tarzı bozukluklarından, yanlış beslenme ve hareketsizlikten ortaya çıkıyor. Yaşam tarzı düzenlendiğinde hastalık kontrol altına alınabiliyor. En sık görülen belirtileri, sık idrara çıkma, çok su içme, aşırı yemek yeme, hızlı kilo kaybı, şişmanlık, cinsel sorunlar, ağız kuruluğu, yorgunluk, yaraların geç iyileşmesi, kuru kaşıntılı cilt, enfeksiyonlara karşı açık olma, bulanık görme, el ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanmadır. Diyabet kalp ve damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük ve iyileşmeyen ayak yaraları gibi komplikasyonları da beraberinde getiriyor.

15-07/09/tem.jpegProf. Temel Yılmaz: “Gizli şekerde sinirlilik, soğuk terleme, fenalık hissi,
bazı kişilerde baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu gibi bulgular görülür.”

Şeker 15-20 yıl gizlenebilir

Prof. Dr. M. Temel Yılmaz: Toplumda gizli şeker en çok ihmal edilen hastalıklardan biri ve sinsice ilerliyor. Diyabet klasik belirtilerini vermeden 15-20 yıl boyunca ilerleyebilir. Bu dönem gizli şeker olarak isimlendirilir. Gizli şeker aslında 20 yıl öncesinden kendine özgü birtakım semptomlar veriyor. Ama bu bulgular büyük çoğunlukla ihmal edilir, atlanır.

İlk ortaya çıkan bulgu reaktif hipoglisemi adını verdiğimiz şeker düşme ataklarıdır. Reaktif hipogliseminin en önemli özelliği; açken değil, kişi yemek yedikten sonra hipoglisemi atakları olmasıdır. Buna tokluk hipoglisemileri adını veriyoruz Bu kişiler sabah uyandıklarında fazla acıkmazlar, genellikle kahvaltı yapmazlar, öğle yemeğini hafif geçiştirirler, ama ilk yemeği yedikten itibaren gece uyuyuncaya kadar sürekli hipoglisemi atakları olur ve sürekli yemek yerler. Kan şekerinin düşüklüğü, sinirlilik, soğuk terleme, fenalık hissi, bazı kişilerde baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu gibi bulgular görülür. Akşam üstüne doğru tatlı krizi, çikolata isteği baş gösterir. Bir bölüm hastada ise gece uykudan uyanıp yemek yeme görülür.

Bu dönemde glikoz yükleme testinde genellikle tokluk ( 2 saat) kan şekeri açlık kan şekerinden düşüktür. Daha ileri dönemlerinde glikoz intoleransı ismini verdiğimiz, insülin direncinin giderek arttığı dönemde tokluk kan şekeri yükselmeye başlar. Glikoz yükleme testinde tokluk (2 saat kan şekeri) 140-199 mg/dl arasındadır. Kişi daha fazla şişmanlamaya başlar. Şişmanladıkça acıkma atakları şiddetlenir. Şişmanlık özellikle karın bölgesinde yağların toplanması şeklinde olur.

Diğer bir özellik, yemekten sonra uykunun gelmesi, yorgunluk hissi, çalışma performansının azalması ve kilo alma hızının artmasıdır. Üçüncü, preklinik dönemde tokluk kan şekeri artık 200 mg/dl’nin üzerine çıkar, kan yağları yükselir, bu hastaların yarısında hipertansiyon vardır, şişmanlık oturmuştur, acıkma atakları öğleden sonradan sabah saatlerine çekilir. Hastalar sabahları yorgun kalkarlar ve zaman zaman ağır yemekten sonra ağız kuruluğu, çok su içme, çok idrara çıkma bulguları oluşur. Bu dönemden itibaren artık diyabetin erken dönemidir. Gizli şeker döneminde hastaların yüzde 40’ında hipertansiyon, yüzde 50-80’inde kan yağlarında yükseklik, yüzde 40’ında yüksek tansiyon, yüzde 20-30’unda göz bozuklukları, yüzde 10-20’sinde böbrek problemleri ve yüzde 80’inden fazlasında iki veya çok damar hasarı vardır.

15-07/09/sukruhatun.jpgProf. Şükrü Hatun: “Türkiye’de bugün 15–20 bin diyabetli çocuk var ve
bu sayıya her yıl ortalama bin 700 yeni vaka ekleniyor.”

Türkiye’de diyabetli çocuk sayısında artış var

Prof. Dr. Şükrü Hatun: Ülkemizde 6–16 yaş grubunda obezite sıklığı son 10 yılda yüzde 5’den yüzde 10’a yükseldi. Bu oran ekonomik durumu iyi olan kesimde yüzde 16’larda seyrediyor. Bu çocukların en az üçte biri erişkin dönemde obezite ve diyabet riski taşıyor. Türkiye’de bugün 15–20 bin diyabetli çocuk var ve bu sayıya her yıl ortalama bin 700 yeni vaka ekleniyor. Bu çocukların çoğu okullarında sorun yaşıyorlar. Diyabetli çocukların ders sırasında ara öğün almalarına ve tuvalete gitmelerine izin verilmeli. Okullarda kan şekeri ölçümü ve insülin yapılması için mekanlar oluşturulmalı. Yatılı okullarda diyabete uygun beslenme için kolaylık sağlanmalı.

Kök hücre ve adacık nakli çalışmaları

Doç. Dr. Adnan Gökçel: Dünyada diyabetin tedavisiyle ilgili umut vaad eden iki çalışma mevcut. İlki adacık nakli yani pankreas beta hücre nakli. Hastaya kadavranın pankreasından alınan ve insan bedeninde insülin salgılamadan sorumlu olan dokular yerleştiriliyor. Tip 1 diyabetlilerin tedavisi için yapılıyor bu çalışmalar. Ancak çok az ilerleme kaydedilebildi. Esas sorun bağışıklık sisteminin insülin sağlayan beta hücrelerini düşman olarak görüp onlara saldırması olduğu için, nakil edilen adacık hücreleri de bağışıklık sisteminin saldırısı tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Bağışıklık sistemini baskılamak için kullanılan kortikosteroidler ise insülin direncini arttırıyor. Pankreas beta hücre nakillerinin yaklaşık yüzde 8’i başarılı sonuç veriyor şimdilik. Bununla beraber pankreas hücre nakli ile karşılaştırıldığında daha güvenilirdir, basit bir işlem gerektirir ve maliyeti daha ucuzdur. Bu hücreleri bağışıklık sisteminden korumak için yeni yöntemler deneniyor. Bu yöntemler başarılı olursa kullanım şansı çok artacaktır.

Diyabetin tedavisindeki diğer bir umut ışığı da kök hücre çalışmalarıdır. Pankreas hücrelerini elde etmek için kullanılacak hücrelerin bazı özelliklere sahip olması gerekir. Bunların istenilen hücre türüne dönüştürülmesi ve kendilerini yenileyebilmeleri gerekiyor. Embriyonik kök hücreler istenilen her hücre türüne dönüştürülebiliyor. Gerekli sinyaller verildiği taktirde bu hücrelerden adacık hücreleri elde etmek mümkün. Üretilen adacık hücreleri bağışıklık sistemini uyarmayacak şekilde düzenlenebiliyor, böylece vücuda verildiğinde yabancı olarak tanımlanıp reddedilmiyorlar. Deneylerde bu şekilde tedavi edilen fareler hastalıktan ölmüyor ve çok uzun süreler yaşatılabiliyor. Ancak bu çalışmaların kullanılabilmesi için zamana ihtiyaç var.

15-07/09/hhh-1436442042.jpgDr. Serdar Savaş: “Yakın gelecekte cilt altına yerleştirilen sensörler ile
gün boyunca kan şekerinin takip edilmesi mümkün olacak.”

Umut hücresel check-up mı?

Dr. Serdar Savaş: Tip 1 ve Tip 2 diyabetin tedavisinde kan şekerinin düzenli takibi büyük önem taşıyor. Yakın gelecekte cilt altına yerleştirilen sensörler ile gün boyunca kan şekerinin takip edilmesi mümkün olacak.

Tip 1 diyabette kök hücre tedavisindeki en önemli sıkıntı, hastalığın vücudun kendi kendine yaptığı bir hasardan kaynaklanmasıdır. Yani, kök hücreden insülin salgılayan hücre geliştirilse bile, vücudun bağışıklık sisteminin yine bu hücrelere zarar verme ihtimali vardır. Bu açıdan kök hücrelerin genetik mühendislik yolu ile düzenlenerek bağışıklık sisteminin tespit edip hasar veremeyeceği özelliklere kavuşturulması gibi farklı fikirler geliştiriliyor.

Tıbbi araştırmaların yöneldiği bir diğer alan ise ‘sistem biyolojisi’dir. Böylece hastalık belirtileri henüz ortaya çıkmadan hastalığın başladığına dair ilk ipuçları yakalanabilecek. Buna bir tür hücresel erken check-up da diyebiliriz. Gelecekte kan şekeri yükselmeden önce diyabet hücresel düzeyde tespit edilebilecek. Hangi hücresel mekanizmalar ve hangi gen ağları diyabete gidişi başlattıysa ona yönelik olarak ilaç verilecek. Bu yöndeki çalışmaların 10 yıl içerisinde artması bekleniyor.

Diyabet tedavisinde bunlar haricinde ağızdan insülin spreyi, cilde yapıştırılan insülin, parmak delmeden kan şekeri ölçümü, 24 saat kan şekeri takibi yapan mobil cihaz, kansız şeker ölçümü yapan alet, amilin hormonu ile zayıflatma gibi deneysel çalışmalar da bulunuyor.

Köyden şehre göçen köylüler risk grubunda

Dünyada Tip 2 diyabete genetik olarak çok yatkın bazı topluluklar var. Örneğin Meksika’daki Pima yerlileri. Kabilenin birkaç kuşak önce ABD’ye göç etmiş olan her iki üyesinden biri diyabet. Çünkü beslenme alışkanlıkları artık doğal değil ve köydeyken olduğu gibi genlerine uygun bir yaşam süremiyorlar.

Tip 1 diyabetin görülme sıklığı ekvatordan uzaklaştıkca artar. En sık görüldüğü ülkelerden biri Finlandiya’dır. En az Venezuella’da görülür. Ancak coğrafi olarak kuzeyde kalmamasına rağmen Sardunya adasında da Tip 1 diyabet görülme oranı yüksektir. Ada olması sebebiyle kapalı bir genetik havuz içinde kalmaları bunun nedeni olabilir.

Tip 1 diyabetli bir babanın çocuğunun da Tip 1 diyabetli olma ihtimali yüzde 6’dır. Tip 1 diyabetli bir anne ise çocuğu doğurduğunda 25 yaşın altındaysa risk yüzde 4,24 olur, 25’in üzerindeyse risk yüzde 1 civarındadır. Eğer Tip 1 diyabetli ebeveyn hastalığa 11 yaşından önce yakalandıysa çocuğun riski 2 katına çıkar. Her iki ebeveyn de Tip 1 diyabetli ise çocuğun Tip 1 diyabetli olma riski yüzde 10-25 arasındadır.

Tip 2 diyabetli bir kişinin çocuğunda hastalığın gelişme riski hastalığın başlama yaşı ile ilgilidir. Diyabet tanısı 50 yaşın altında konduysa çocuğun riski yüzde 14, 50 yaşından sonra konduysa yüzde 8’dir. Her iki ebeveyn de Tip 2 diyabetliyse çocuğun riski yüzde 50’ye çıkar.

İlaç etkileşimine dikkat

Dr. Tahir Haytoğlu: Diyabet hastalığı özellikle de Tip 2 diyabet, farklı evreleri olan bir hastalık. İlk dönemlerinde hasta diyabeti hiç ilaç kullanmadan, yaşam tarzı değişiklikleri ve sağlıklı beslenme ile kontrol altında tutabilirken; zaman içerisinde bu yeterli olmayıp, hastanın ağızdan alınan bir ilaç kullanması gerekebilir. Tek ilaç ile diyabetin bir süre daha kontrol altında tutulması mümkün olabilir, bunun da bir süre sonra yetersiz kalması durumunda ikinci hatta üçüncü ilaç eklemesi gerekebilir. Kompleks bir hastalık olan diyabetin kontrol altında olması demek, sadece şeker kontrolünün sağlanması demek değildir. Kan yağlarının ve tansiyonun da kontrol altında tutulması gerekir. Bu da kişinin, şeker kontrolü için gerekli ilaçlarının yanında düzenli olarak tansiyon ilaçları ve bazen de kolesterol ilaçları kullanmasını gerektirebilir. Kişi bir anda kendini 4-5 ilaç alırken bulabilir. Bu nedenle diyabet hastalarının düzenli olarak doktorları ile ilaç kullanımı konusunu gözden geçirmeleri, aldıkları bütün ilaçları doktorlarına söylemeleri ve gerekli laboratuvar takiplerini düzenli aralıklarla yaptırmaları gerekir. Soğuk algınlığı gibi nedenlerle kısa süreli alınan ilaçlar dahi ilaç etkileşimi sebebiyle mutlaka doktoru tarafından bilinmelidir.

Şekere yol açan hastalık ve ilaçlar

Şeker hastalığı nedenleri arasında, hormon hastalıkları, polikistik over sendromu (yumurtalık kisti), pankreas bezi iltihabı ve tümörleri, kullanılan tansiyon ilaçları, lipid düşürücü ilaçlar, psikiyatrik ilaçlar, HIV ilaçları, hormon ilaçları ve sempatomimetikler tipi ilaçlar bulunuyor.

Gebelik diyabeti

Gebe kalan kadınların yüzde 4-7’sinde şeker hastalığı ortaya çıkıyor. Genellikle gebeliğin 24 ile 28. Haftaları arasında ortaya çıkan bu tip şeker hastalığı bazen şişman bayanlarda ilk aylarda da görülebilir. Bu tip diyabet gebelikten sonra yok olur ancak gebelik süresince kontrol edilmesi gerekir ve bu kişilerin yaklaşık yüzde 50’sinde ileriki yıllarda Tip 2 diyabet oluşur. Doğumdan sonra 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine bakmak gerekir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s