İstanbul’dan İzmir’e gitmek neden bir mucize!

Bilim varlığın sonsuz olduğunu kabul ediyor. Yani uzay sonsuz. Sonsuz enerji üretebilen bir uzay mekiği icat edilse de milyarlarca yıl uzayda seyahat etsek bile bir duvara çarpmayacağımıza garanti gözüyle bakıyoruz. Sonsuzluk insan aklının tam olarak algılayabildiği bir kavram olmamasına rağmen, sonlu bir evren de mantıklı gelmiyor. Evren sonlu bile olsa sondan sonra ne var? Uzayda trilyarlarca yıl gittikten sonra bir duvara toslasak, o duvarın ardında bizi bekleyen birşey olabilir mi? Yoksa koskoca bir hiçlikten mi ibaret duvarın ötesi? Öyle bile olsa bu da “birşey” demek değil midir? Eğer bir isim verebiliyorsak “hiçlik” de birşeydir ve “vardır”. Şimdi biraz da tersinden bakalım. Evrenin “dışa” doğru sonsuz olduğunu varsayıyorsak “içe” doğru da sonsuz olduğunu kabul etmemiz gerek.  Bu, atomun bilim ilerledikçe yeniden ve yeniden bölünebilebileceği anlamına geliyor. Yani maddenin özüne hiçbir zaman ulaşamayacak olmamız mantıklı görünüyor.  Bu da CERN  ne kadar uğraşırsa uğraşsın “tanrı parçacığı”na asla kavuşamayacak demek… Bugünkü bilim insanlarının maddenin en küçük hali diye gösterdiği bir parçacık 100 yıl sonra nostalji olacak, yerini yeni parçacıklar alacak. Sanırım buraya kadar bir mantık hatası yok. Hepimiz atomun sonsuza kadar bölünebileceğinde hemfikiriz. Değil mi ballarım? 🙂 Şimdi esas probleme geçme vakti geldi. Madem maddenin alansal ve boyutsal anlamda hem “dışa” hem de “içe” doğru sonsuzluğunu kabul ediyoruz, ozaman İstanbul’dan İzmir’e nasıl gidebiliyoruz? Bu mesafeyi kat edebilmek için hepinizin onaylayacağı gibi önce mesafenin yarısını gitmemiz gerekiyor. Ha bu arada ondan önce de bu yarı yolun yarısını aşmamız şart!  Yani toplam yolun dörtte birini. Tabii bundan da evvel söz konusu yarı yolun yarısının yarısını gitmemiz muhakkak. Hatta bundan önce yarısının yarısının yarısının yarısını kat etmeliyiz.  Hayat ve matematik bize gösteriyor ki, her bir mesafe sonsuza kadar yarısına bölünüyor. Ve biz İstanbul’ dan İzmir’e gitmek için sonsuz sayıda “yarı yol”u aşmak zorundayız.  Yoksa hedefe asla varamayız. Boyutlar arası atlama, daha popüler tabiriyle bir tür “kuantum sıçrama” yapmadığımız sürece,  hiçbir yere varamaz, sonsuz boyutlar arasında kayıp bir ruh gibi başladığımız noktaya geri döneriz. Ancak  şükürler olsun böyle kötü bir kadere mahkum değiliz. Uçakla 50 dakikada İzmir’e gidebiliyoruz. Sonsuzluk kuyusunda 50 dakika büyük bir mucize. Peki nasıl oluyor da sonsuza kadar gitmemiz gereken şu “yarı yol”ları 50 dakikada aşabiliyoruz? Üstelik matematik olarak bu mümkün değilken… Matematik ve mantık bize yalan söylüyor olabilir mi? Yoksa… Zaten herşey bir yalandan mı ibaret? Bir illüzyonun içinde yaşadığımızı söyleyen eskinin evliyaları ve günümüzün mistikleri haklı mı? Gitmediğimiz halde gidiyor, görmediğimiz halde görüyor ve duymadığımız halde işitiyor muyuz… Sanırım öyle… Bunu anlamak için elinize lise 1 matematik kitabı alarak bir uçağa binmeniz yeterli.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s