Satılık İmparatorluk’un camileri

img161TEK PARTİ DÖNEMİNDE KİRAYA VERİLEN, AHIR YAPILAN, YIKILIP YERİNE ZAFER ANITI DİKTİRİLEN CAMİLER VARDI. 

Tarihçi Mustafa Armağan’ın yeni kitabı “Satılık İmparatorluk”, Tek Parti döneminde satılan, yıkılan, kiraya verilen cami ve medreselerin izini sürüyor. Bütçede tasarruf maksadıyla 1927’den 1960’a kadar yüzlerce caminin nasıl kapatıldığını, kiralandığını hatta yıkılarak vakıflara ait olan arsalarının nasıl şahıslara satıldığını, dönemin gazetelerinde çıkan haberlerle belgeleyen Armağan’ın bu derin çalışmasını özetlemeye çalıştık.

Mesela bugün tekrar inşa edilmiş olan, Sirkeci Garı’nın bitişiğindeki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, Tek Parti döneminde sudan gerekçelerle yıktırılarak, boş kalan yeri “Sazevi” yapılmış. Maraş Türkoğlu Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Ulucami kapatılmış, caminin açık bırakılan kapısından içeri giren hayvanlar burasını ahır haline getirmişler. Antalya’da Selçuklu eseri olan Yivli Minare Camii ve Osmancık ilçesindeki Akşemseddin Camii de ahır olarak kullanılmış. Bursa Mollaarap Camii askeriyeye verilmiş ve at ahırı olarak kullanılmış. Bingöl’ün tek camisi İsfehan Bey Camii ise buğday deposu haline getirilmiş.

Camiler gazete ilanlarıyla satıldısinan pasa medrese1

Yine Bursa’da Heykel Meydanı’nda bulunan sapasağlam Sarı Cami de kaderinden kaçamamış ve 1939’da kör kazmayla yıktırılmış. Tek Parti döneminde türlü kılıklara giren camilerin hapishane dahi yapıldığına dair tanıklar var. Bunlardan bir tanesi Divriğili tarihçi Dr. Necdet Sakaoğlu’nun, çocukken kasabadaki Cedid Mustafa Paşa Camisi’nin hapishane olarak kullanıldığa dair ettiği tanıklık. Aydın Cihanoğlu Camii’nin ot deposu yapıldığı, Gaziantep Çınarlı Camii’nin yıkılıp yerine Şehitler Abidesi dikildiği, Bursa, Hatay ve Kastamonu’da 15 cami ve mescidin gazetelere verilen ilanlarla satışa çıkarıldığı, Bursa Alacamescit’in spor kulübüne verilip içinde güreş tutulduğu, İstanbul Divanyolu’ndaki Sinan Paşa Medresesi’nin Vakıflar İdaresi tarafından kunduracılara ayda 50 liraya kiraya verildiği, İstanbul’un Silivrikapı semtinde Sitti Hatun Camii’nin bir şahısa kiraya verildiği, Afyon’daki 500 yıllık Paşa Camii’nin sapasağlamken yıktırılıp yerine Zafer Anıtı dikildiği de dönemin gazete haberlerinden elde edilen kayıtlar. Sultanahmet Camii’nin Asker Alma Dairesi, Üsküdar Atik Valde Camii’nin de cephane deposu yapıldığı da kayıtlarda yer alıyor.

Ayrıca Dolmabahçe Camii, müze yapılacak başka bir yer kalmamış gibi 1946’da Deniz Müzesi’ne çevrilmiş. 1960 Darbesi’nden sonra askerler tarafından Yassıada İrtibat Bürosu yapılıncaya kadar da müze olarak kalmış. Öte yandan 23 Temmuz 1940 tarihli Yenigün gazetesinde Hatay’da hangi caminin kaç liraya satışa çıkarıldığı ilan edilmiş. Buna göre Halebi Osmaniye Camii’ne 400, Kurmalı Mescid’e 120, Kantara Camii’ne 50, Sadık Efendi Mescidi’ne ise 100 lira değer biçilmiş.

ARMAGAN MUSTAFAVakıf mallarına cebren el kondu

Örneklerde görüldüğü üzere, Tek Parti döneminde haraç mezat satılan 3 bin 500 parça vakıf eserinden elde edilen gelirin 4 milyonu, tramvay ve kaplıca hissesi satın alma, balo salonları yapma, spor kulüplerine bağışta bulunma, yatılı okul yaptırma ve Ankara Hukuk Fakültesi’ni inşa ettirme gibi işlere harcanmış.  Hilafetin kaldırıldığı gün, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler de kapatılmış ve bir kanunla Şer’iye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırılarak, yerine Diyanet İşleri Reisliği kurulmuş olduğunu biliyoruz. İşte bu aşamada dini kurumları finanse eden vakıflar da bütçeleriyle beraber başbakanlığa bağlanmış, tabiri caiz ise vakıf mallarına cebren el konulmuş. Vakıflar da, binaları da devletleştirilerek bir hukuk suçu işlenmiş. Armağan, azınlık vakıf mallarının geri verilmeye başlandığına işaret ederek, bu iadelerden yerli vakıfların da bir gün faydalanıp faydalanamayacağı üzerine bir beyin fırtınası estiriyor kitapta.

Ayasofya kimin malı?

Armağan’a göre, bir başlangıç yapılacaksa, bunun Ayasofya’dan başlaması gerekiyor. “Ayasofya’nın sahibi kimdir?” tartışması başlatan yazar, tapudaki sahibinin “Ebu’l-Feth Fatih Sultan Mehmed Vakfı” olduğuna işaret ederek, Fatih’in Ayasofya’nın ibadethane olarak kullanılmasının dışında bir amaçla kullanılması durumuna karşı da şu satırları yazdırdığını hatırlatıyor: “Kim ki bâtıl gerekçelerle bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya vakfın değiştirilmesi ve iptali için gayret gösterirse, vakfın ortadan kalkmasına veya maksat ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerlerine olsun. Ebediyyen cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyyen merhamet olunmasın.”

Aslı Arapça olan vakfiyenin bu nüshaları, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nde, Topkapı Sarayı ile Türk ve İslâm Eserleri müzelerinde mevcutken ve şartları herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bağlayıcıyken, nasıl olmuş da Ayasofya Camii ibadete kapatılabilmiştir, diye soruyor Armağan ve ekliyor:

“Ayasofya’nın tabu sahibi olan Fatih, vakfının amacı dışında kullanılmasına tehditkâr ifadelerle karşı çıktığı halde 1934’te bir Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya Camii müze yapıldı. Altında Atatürk’ün, İnönü’nün imzalarının bulunması hukuk nazarında bir şeyi değiştirmiyor. Değiştirmemesi gerektiği için Adalet Tanrıçası’nın gözleri bağlı değil midir zaten?”

İkinci Dünya Savaşı bahane edilerek devlet tarafından el konulan camiler askeriyenin emrine verilmiş; kimisi buğday deposu olarak, kimisi asker alma dairesi, kimisi de askeriyenin atları için ahır olarak kullanılmış.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s