Amazonlar Türkmüş

MeiramgulAMAZONLARIN SOYU TÜKENMEDİ. HALA YAŞIYORLAR, KAZAKİSTAN’DA. ONLAR SARIŞIN TÜRKLER!

Efsanevi Amazon kadınları meğer Türkmüş. Araştırma, Amerikalı bir arkeolog olan Dr. Jeanine Davis Kimball’a ait. 1994 yılında Kazakistan’da yaptığı kazılar neticesinde, Amazon kadınlarının bir efsane olmadıklarını, gerçekte konargöçer Türk boyları içinde yaşadıklarını oraya çıkaran Dr. Kimball’ın önayak olduğu DNA testi sonucunda sarışın bir Türk kızın genleriyle Amazonların genleri yüzde 99 aynı çıktı.

 ÜRÜN DİRİER, urun.dirier@aktuel.com.tr

Amazon Kadınları bu zamana kadar pek çok fantastik filmin, kitabın ve tartışmanın konusu oldu. Yarı çıplak, asi, tutkulu ve seksi ifadeleri, daha iyi ok atabilmek için kestikleri tek memeleri ve oklarıyla simgeleşerek bugünlere geldi. Çoğu kişi bu cezbedici kadınların varlığına sonuna kadar inandı ama bir kısım insan da bunun bir efsaneden öte gidemeyeceğini çünkü yaşamış olamayacak kadar muhteşem olduklarını düşündü. Erkeklerin kadını alt eden dünyasında, erkeğe meydan okuyan, erkeklerle sadece yılda bir kez çiftleşmek için bir araya gelen, eğer erkek bebek doğururlarsa da bu bebekleri sakatlayıp öldüren acımasız asiler…

aKurganlardan çıkan gerçek

Ancak efsane artık gerçek! Onlar, erkek egemen toplumların baş edemediği, savaşkan, ata binen ve ok atan Türk kadınları! Evet, yanlış okumadınız, Amazonlar Türk çıktı. Araştırma, Amerikalı bir arkeolog olan Dr. Jeanine Davis Kimball’a ait. 1994 yılında Kazakistan’da yaptığı kazılar neticesinde, Amazon kadınlarının bir efsane olmadıklarını, gerçekte konargöçer Türk boyları içinde yaşadıklarını ve bu zamana kadar efsane olarak önümüze sunulanlardan çok farklı bir yaşam tarzına sahip olduklarını ortaya koydu. Çalışmasını Savaşçı Kadınlar Amazonlar adı altında bir kitapta toplayan Dr. Kimball’ın kitabının Türkçesi İleri Yayınevi tarafından Ocak ayında basıldı.

Bu seksi efsaneyi aydınlatan kazı çalışmaları, Kazakistan’ın Rusya sınrları yakınındaki Pokrovka bölgesinde başlar. Kendi ifadesi ile “büyük keşfini yaptığı gün”ü şöyle anlatır Dr. Kimball: “Gözlerim loş ışığa alıştıktan sonra içerideki iskeleti net bir şekilde görebildim. Göğsünün üzerinde paslı yeşil bir öbek, sağ ayak kemiğinin yanında paslı bir  hançer ve sol ayak kemiğinin bitişiğinde de  artık yeşil renk görünen  ok başları duruyordu. Asistanımız Yuri kafatasını ellerine alıp şöyle bağırdı; genç bir kadın ve muhtemelen 30-40 yaşlarında!”

Kurganların içindeki savaşçı kadınlar! Tam da Amazon kadınlarının yaşadığı varsayılan dönemde yaşamış olan, silahlarıyla birlikte gömülen savaşçı kadınlar! Ekip bölgede buna benzer pek çok iskelet buldu. Kimisi, üzerinde yabandomuzu dişi olan muskalar, kimisi fosil istiridye kabukları, tunçtan aynalar, küpeler ve kolyeler taşıyor, kimisinin yanında ise ancak at üstünde savaşırken kullanılabilecek  90 santimetreden daha uzun kılıçlar ve bileytaşları bulunuyordu. Bazıları ise bacakları at sürüyormuş gibi bir pozisyonla gömülmüştü.

Hala anaerkil yaşıyorlar

Davis Kimball bu buluntularla yetinmedi. Aklına tahrik edici bir soru düşmüştü. Acaba bu kurganların bölgede hali hazırda yaşayan konar-göçerlerle bir ilgisi olabilir miydi? Dr. Kimball’ın günümüz konargöçerlerinde gözlemlediği kadarıyla, ustalaştıkları ilk vasıf at sürmekti. Tanrı Dağları’nda ve Altay Dağları’nda yaşayan Moğolları ve Kazakları çocuklarına at sürmeyi öğretirken izlemişti. Çocuk bir yaşına geldiğinde baba, oğlunu yahut kızını eyere oturtur ve çocuk atını sürerken o da aşağıdan atı tutardı. Küçücük kız çocuklarının atın üstünde kıkırdayıp güldüklerini ve saatlerce atın üstünden inmediklerini gözlemlemişti. Acaba bu çocuklarla, savaşçı Amazonların bir ilgisi olabilir miydi?

Kazakistan’da yaşayan bu göçebe Türklerin hayatını daha da merakla araştırmaya başladı. Kadim zaman konargöçerlerin ataerkil aile yapılarının aksine, kadın erkek ve çocukların birlikte çalıştıklarını görüp, hayrete düştü. Bu insanlar, eşitlikçi bir toplum oluşturmuşlardı. Baskıcı Ruslar ve katı biçimde erkek merkezci olan İslam kültürü unsurlarıyla muhatap olmuşlardı. Ancak yine de hayat tarzlarını değiştirmemişler ve kadın erkek omuz omuza, hatta aynı işlerde çalışmaya devam etmişlerdi.

Mongol woman archer in competition at Nadaam, Ulan Bator, 1992Mutfak gereçleri bile aynı

Evet burada, herkes işlerin bir ucundan tutuyor, kadınlar günlük yemekleri pişirirken erkekler ise at pişirme işini üstleniyordu. Her iki cinsiyetin mensupları yün işinde ortaklaşa çalışıyor, erkek çocuklar yemek hazırlamada, yurda su taşımada, hayvanları sağmada annelerine yardımcı olurken kızlar ise ata binmeyi öğreniyor ve sürüleri otlatıyorlardı. Kadınlar Aulla (taşınabilir köyler) ilgili her işten anlamak üzere yetişmek zorundaydılar. Hatta bu konar-göçerlerin kadın egelen oldukları bile söylenebilirdi. Aulun yönetiminde kadınlar belirgin şekilde etkindirler. Hatta oymağın başında zaman zaman kadın önderler bulunuyordu. Bozkır konar-göçerlerinin hayat şartları, kadınları basitçe görsel bir güzellik nesnesine indirgeyen görece çağdaş konumdan uzaktı. Bölgede uzun süre bu gruplarla yaşayan Dr. Kimball, kadın ve erkek arasındaki yoldaşlık bağına da çok şaşırmıştı. Günlük işlerini birlikte gören, geceleri sofrada birlikte sohbet ederek, hayatı paylaşan bir yaşam tarzına sahip olan bu insanlar, batılı bir arkeolog için bile son derece ilginç görünüyordu.

Şaman Amazonlar

Dr. Kimball, Pokrovka kazılarında kurganın çeperi boyunca dizilmiş yirmi iki tane at kafatasına da rastlamıştı. Mezarın içinde ise geniş hacimli, üzeri delikli tunçtan yapılma bir sandık keşfetmişlerdi. O zaman için bunlara bir anlam verememişti. Ta ki kaldığı Auldaki Kazak ailenin, kendi şerefine pişirdiği koyunu görene kadar. Mis gibi kokan et, doğrudan ateşin üzerinde duran ağzı açık bir kazan tertibatının içinde pişmekteyken, evin kızı, altı delikli bir tabağın yardımıyla et ve kemik parçalarını et suyunun içinden çıkarıp bir leğenin içine doldurdu. O an buldukları kalburun, 2500 yıl önce ne amaçla kullanıldığını kavrayıverdi.Büyük ihtimalle bir tören düzenlediklerinde at pişiriyorlardı. Onu suyundan ayırmak için de işte bu kalburu kullanıyorlardı.

Pokrovka’daki kazılar bir başka detayı daha ortaya koyacaktı. Dini bir vasfa sahip iskeletlerin hemen hemen tamamına yakını kadın, bulunan kadınların küçük bir bölümü de “rahibe” sınıfına mensuptu. Taş ve kilden yapılma sunaklar, fosilleşmiş deniz kabukları, kemikten oyma kaşıklar ve özel hayvan şekilleri verilmiş muskalarla birlikte gömülmüşlerdi. Bazılarında bunların hepsi birden oluyor, bazılarında ise sadece bir tanesi bulunuyordu. Bunun hiyerarşik farklılıktan kaynaklanıyor olabileceğini söyleyen Kimball, bulunan aşıboyası parçaları, sülüğen ve kireçtaşı cevherlerinin de törensel bazı makyajlar için olduğunu düşünmekteydi. Aslında tam da şaman kadınlarını tarif etmekteydi!

Yaşayan Amazon Meryemgül

Bu dini önderler, kurganlardan anlaşıldığı kadarıyla çok farklı bir yere sahiptiler. Yanlarında ayin kasesi, nazar boncuğu, altın ve cam boncuklarla sonsuzluğa uğurlanan bu kadınlara öyle değer verilmişti ki adeta öbür dünyada da hizmetlerine devam etmeleri istenmişti. Yeraltı mezar odasından çıkarılan devasa bir duvarda, etrafındaki kitleyi evliya gibi kutsayan bir kadın resmedilmişti. Daha üst bir mertebede olduğunu vurgulamak için, oransal olarak erkeklerden daha büyük betimlenmişti. İşlemeli bir cübbe ve kare biçimli bir başlık kuşanmıştı ve doğurganlık kültüne ait bir simge olan Hayat Ağacı’nı tutuyordu elinde. Günümüzde yaşayan konar-göçerlerde de hala bu şaman hayatının izlerini görür Dr. Kimball.

Dr. Kimball bölgede karşılaştığı Meryemgül adlı bir kız çocuğu sayesinde yapbozun parçalarını bir araya getirmeye başladı. Meryemgül at sürmeyi çok seven, sarışın bir Kazak kızıydı. Bu sarışın kız çocuğu oldukça ilgisini çekti. Hem bölgede nadir rastlanır bir şekilde sarışındır, hem de ata binmek onun için öylesine doğal ve öylesine hayatın bir parçasıdır ki…

Meiram&Baby-2DNA’lar aynı

Artık düşündüklerini bilimsel olarak da kanıtlama kararı verir Dr. Kimball. Meryemgül ve annesinin DNA örnekleriyle, Amazon kadınlarının kurganından çıkan örnekler karşılaştırılır. DNA’lar yüzde 99.9 oranında aynıdır! Yani Meryemgül, 2500 yıl önceki Amazon kadınlarının torunlarından biri olarak karşısındadır. Kurganlardan çıkan bulgular birebir buradaki konar-göçer Orta Asya yaşantısının bir parçasıysa, Meryemgül de bir o kadar bu hayatın bir parçası ve kurganlardaki hayatın bir devamıdır. Amazon Kadınları, Batılı tarihçilerin vahşi, erkeksiz ve ahlaksız kadın tasvirlerinin dışında, son derece hayatın içinde ve toplumsal yaşayan, doğurgan, savaşçı ve anaçtır. Orta Asya tarihinin tipik göçebe Türk yaşam tarzından kalan bir miras gibidir. Moğolistan’daki kadınların bugün hala ok atmadaki üstünlüklerini gören Kimball, kesik meme tasvirinin bir kez daha sorgulanması gerektiğini de düşünür, çünkü bu Türk kadınları memeleri kesilmeksizin de ok atmada son derece başarılı, erkeklere taş çıkartacak kadar da kendilerinden emindir.

Yaşayan bir tarihtir yüzleşilen. Kurganlardan çıkan ruhani üstünlükleri olan savaşçı kadınlarla, Kazakistan ve Moğolistan’daki kadınların yaşam tarzı arasında pek bir fark yok gibidir… Meryemgül ve onun gibi sarışın Türkler onlardır, gerçek Amazorlar!

***1929 doğumlu Amerikalı arkeolog Dr. Jeanine Davis Kimball, 50 yaşında Kaliforniya Devlet Üniversitesi’ne girerek arkeolog olmuş. 50 yaşına kadar ise üç evlilik yapmış, altı çocuk doğurmuş, hastane yöneticiliği, hemşirelik, Bolivya ve İspanya’da öğretmenlik, Güney Amerika’da da sığır çiftçiliği yapmış ilginç bir kadın. 50 yaşından sonra seçtiği meslek sayesinde de tarihe damgasını vuracak bir buluş yapmış.

Reklamlar

4 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Gökhan dedi ki:

    Buna benzer bir yazıyı daha önce okumuştum. Aynı kişinin çalışmasıydı. Güzel bir çalışma

  2. Muhammad dedi ki:

    Hepsi sacma. Kimball eserinin hic bir yerinde Turklugu one surmuyor, tam aksine. Kurgan hipotezinin Indo-Iran halklarinin ortaya cikmasiyla ilgilidir ve bunun altini ciziyor, Sarmatians ve Scythians ise Iran halklariydi. Bu sahte blogcunun sonunda DNA hakkinda yaptigi iddiasi da hayal dunyasindan cikartti. Oyle bir sey Kimball hic iddia etmedi.

    Turk etnik kimliginin ve halklarinin tarihi yeterince zengin ve ilginctir. Baska halklarinkini calmaya gerek yok. Artik Turkluk adina hepimizi utandirmayiniz, bilimin gercekleri ergec herseyi ortaya cikarip yuzune vuracaktir.

    1. Turan Ülküsü dedi ki:

      Muhammed bey, Sarmatlar’ın belki ama, özellikle İskitler’in İran soylu bir millet olduklarını ilk kez sizden duyuyorum ve açıkçası bu iddiayı neye dayanarak öne sürdüğünüzü de ayrıca merak etmekteyim…

      Bu konuda yapılmış olan bilimsel DNA araştırma sonuçları konusunda dahi ikna olmaktan uzak bir yaklaşım sergilemeniz, Türk tarihininin bu pek bilinmeyen detaylarına karşı ciddi ve gereksiz bir antipati beslediğinizi gösteriyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s