Aşk evrim geçiriyor

 

 

“AŞK KURGULANMIŞ BİR ŞEYDİR. BİZE YÜZYILLARDIR BÖYLE YAŞA’ DİYE DAYATILIYOR!”

Bilgi Üniversitesi “Aşkın Tarihi” başlığında bir sertifika programı başlattı. Tarih bölümünden Prof. Levent Yılmaz’ın koordinatörlüğünde düzenlenen programda ilk çağlardan günümüze kadar aşkın ve evliliğin evrimi anlatılacak. Prof. Yılmaz sertifika programı öncesi Aktüel’e aşka dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Fotoğraflar: KORAY IŞIK

Bu sertifika programında aşkı hangi açılardan ele alıyorsunuz?

-Aşk 16. ve 17. yüzyıllarda Batı’da bir dönüşüm geçiriyor. Buradan yola çıkıyoruz biz de. Öncesinde ulaşılamazlık, mesafe, kavuşamama, mutsuzluk ve trajik sonlar var aşkta. Fakat 16. ve 17. yüzyıllarda mesafe git gide kapanıyor. Aşıklar ulaşabilir hale geliyor. Engeller yine var olmasına rağmen yavaş yavaş azalıyor. 18. yüzyılın ikinci yarısında ise daha önce adı aşkla hiç bir araya gelmemiş olan evlilik, aşkla anılmaya başlıyor. Önceki evlilikler bildiğiniz gibi aşk evliliği değil; zenginliğini ya da gücünü birleştirmek isteyen ailelerin bir tür ittifakı. Biz de aşkın toplumsal dönüşümlerle birlikte değişen yüzünü inceliyoruz.

Söz ettiğiniz dönüşüm nedir?

– 18. yüzyılda Fransız ve Amerikan devrimine giden yolda, hiyerarşik olarak sınıflanmış, eşitsizlikler üzerine kurulu olan Batı toplumu, yavaş yavaş sınıflar arası katmanları dağıtmaya başlıyor. Toplumsal katmanlar arasında geçişkenlik mümkün hale geliyor. Sınıflar ortadan kalkmıyorsa da daha geçirgen hale geliyor. Bu sayede de romantik aşk dediğimiz, iki kişinin kökenleri, sınıfları ya da toplumsal konumları ne olursa olsun bir araya gelebilecekleri inancı ortaya çıkarıyor. Bu evlilik modellerini de değiştiriyor.

“Aşkın zedelenmesi iyi bir şey; zaten zorla dayatılmış!”

Aşk tarih boyunca hep ulaşılamayan ya da zor ulaşılanla bağdaştırılmış değil mi?

-Belirli bir dönem bir kod oluşturuluyor ve aşk o koda göre yaşanıyor. Mesela bütün Ortaçağ’da romanslarda, gezgin halk ozanlarının söylediklerinde aşk ulaşılmaz bir şey, arada mesafe var, onun için yanıp tutuşuluyor. Belirli bir müddet buna göre yaşanmış. Sonra ulaşılmış, buluşulmuş hatta öpücük bile verebilir hale gelmiş aşk.

Şimdi teknoloji ve internet sayesinde herkes herkese kolayca ulaşabiliyor. Sizce bu değişim aşkı zedeler mi?

-Aşkın zedelenmesi iyi bir şey belki de. Sonuçta sizin icat etmediğiniz, yüzyıllar boyunca ‘böyle yaşanır’ diye size zorla dayatılmış olan bir şey. Neden aşkın yaşanması için mutlaka ulaşılamazlık gereksin ki… Bu kurgu artık değişebilir. Aşk için yanıp tutuşmamız gerekmeyebilir bundan sonra.

Kurgu derken neyi kastediyorsunuz?

-Freud’un bir tezi vardır. Freud’a göre ilkel insan bir sürü halinde yaşar ve sürüdeki bütün kadınların sahibi babadır. Genç erkekler bir kadınla birlikte olabilmek için babayı öldürmek zorunda kalırlar. Sonra kadınları paylaşır. Freud’a göre uygarlığın doğuşu babanın katliyle mümkün olmuştur. Sonrasında ilkel erkek birbirini öldürmemek için bir anlaşma yapar. Yani birbirinin karısına göz koymayacağına, dolayısıyla zina yapmayacağına söz verir. Bu durum yerleşik düzene yani tarım toplumuna geçişle birlikte daha da oturur. Çünkü kadının artık hangi erkekten hamile olduğunun kesin bilinmesi gerekir. Zira doğan çocuklar tarlaların ve toprakların mirasçısı olacaktır. Sonrasında sınıfsal farklar oluşmaya başlar. Mal ve mülk daha da önemli hale gelir. Bu da malın bölünmemesi adına herkesin herkesle evlenemeyeceği bir dünyayı meydana getirir. O zaman da ulaşılamayan aşklar oluşmaya başlar. Yani bildiğimiz anlamda kadın erkek ilişkisi böyle kurgulanmış. Böyle olmayabilirdi.

Peki tarih boyunca sizce aşkın olması gerektiği gibi yaşandığı bir dönem oldu mu hiç?

-Hayır olmadı, olamaz da. Çünkü tüm toplum ve düşünce yapılarının baştan sorunlu olduğunu düşünüyorum.

Tarihin akışını değiştiren aşklar

 Aşk yüzünden çıkan savaşlar da var…

-Medea’yı kaçıran Yason, Helen’i kaçıran Paris ve Sabinleri kaçıran Romalıların hikayeleri var. Ama bunlar aşk mı değil mi tartışılır. Bunların daha çok dışarıya kız alıp verme olgusuna gönderme yapan sembolleştirilmiş hikayeler olduğunu düşünüyorum.

Peki Hürrem-Süleyman aşkı gibi tarihin akışını değiştiren aşklar var mı başka?

-Fransa kralı 14. Lui’nin metresi Madame de Montespan vardır. Birçokları için Fransa’nın gerçek kraliçesi olarak görülebilecek kadar sarayda ve siyasi hayatta etkili olmuş; Moliere ve La Fontaine gibi ünlü yazarları himayesi altına alacak kadar güçlü bir kadındır. Sonra Fransa kralı 2. Henri’nin karısı Catherine de Médicis vardır. Hayatı boyunca papanın mutlak egemenliğine karşı mücadele vermiş, siyasette aktif rol oynamış, yayımladığı Amboise ve Romorantin fermanlarında iman ile tahta bağlılık arasındaki farkı göstermeye çalışmış önemli bir Rönesans karakteridir. İspanya kraliçesi İsabella da Kristof Kolomb’un Yenidünya’yı keşfi için destek vermiş çok etkili bir kadındır.

“ Aşk esas dönüşümü 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşamıştır”

Aşka ve evliliğe günümüzdeki şeklini veren en önemli olaylar neler olmuştur sizce?

-19. yüzyılda şehirleşmeyle birlikte ciddi bir dönüşüm yaşamıştır. Çünkü artık gizlilik içinde ilişki yaşayabilmek mümkün hale gelmiştir. Ana-baba ve ayıp kurumu gibi aşkı engelleyen kavramlar hırpalanmıştır. Ama esas dönüşüm 2. Dünya savaşından sonra başlar. 50’lerden sonra…

Bunun 2. Dünya Savaşı’yla bir ilgisi var mı?

-Bu savaşın çok yıkıcı sonuçları oluyor ve dünyayı yeniden yapılandırmak gerekiyor. Dolayısıyla her alanda sorgulamalar başlıyor, sanatta, edebiyatta, toplumsal hayatta… İşçi ve öğrenci hareketleri ortaya çıkıyor. Ailenin ne olduğu da yeniden sorgulanıyor.  Ardından cinsel devrim ve çiçek çocuklar meydana çıkıyor. Kadın-erkek ilişkilerinin dönüşümünde çok derin etkileri olmuştur. 70’leren sonraysa muhafazakarlık yeniden hortluyor.

Sanayi devrimiyle birlikte kadının da erkek gibi dışarıda çalışması aşk ve evliliği etkilemiş midir?

-Mutlaka. Çünkü artık sadece erkek değil kadın da dış dünyayı görüyor. Eskisi gibi kapalı bir dünya yok artık. Kadın dışarıda daha yakışıklı bir erkek görebilir, erkek de daha güzel bir kadın görebilir. Alternatif var yani. Evliliğin de bir sihri kalmayabiliyor. Sanayi devriminden sonra ciddi anlamda boşanma kavramı ortaya çıkıyor.

Sinemanın icadı da aşkı etkilemiş olabilir mi?

-Goethe’nin yazdığı Genç Werther’in Acıları nasıl bir dönem bir sürü insanı intihara sürüklediyse, bir sürü insan hayatını Rüzgar gibi Geçti ya da Love Story’den etkilenerek kurmuş olabilir tabii.

 

 

 

 

 

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. KK dedi ki:

    YALANNNNNNN……… :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s