Maddenin özü ondan sorulur

Edremitli mucit Faruk Durukan, namı diğer ‘taşın suyunu çıkaran adam’, Türkiye’yi dağ köylülerini organize ederek ilaç etken maddesi üreten ülke haline getirmeyi hedefliyor. Kısmen batan Türk tekstilini de tene değince şifalı içeriğini bedene aktarabilen kumaş boyalarıyla boyanmış giysilerle dünya lideri yapacak. Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerde yapılan ilaç deneylerinin de perde arkasındaki isin o!

ÜRÜN DİRİER, urun.dirier@aktuel.com.tr

Pegasus… Poseidon ve Medusa’nın, kanatlı bir at olarak doğar doğmaz göğe yükselen oğlu… Ayağını kayalara vurarak Kaz dağlarında olduğu rivayet edilen Hippocrene pınarını ortaya çıkardığı anlatılır mitolojide. Yıldırımları taşıma görevi de onundur. Yani Pegasus teknik olarak gökyüzü ile yer arasındaki elektrik boşalmasından da sorumludur. İşte kafayı taşın suyunu çıkarmaya takan Edremitli mucit Faruk Durukan bu efsaneden ilham alarak çıkmış yola yıllar önce. Amacı, dünyanın en güçlü antivirütik ve antibakteriyel malzemesi olan ancak kullanılabilmesi için sıvılaştırılması gereken taşı su haline getirerek dünyada bir ilki başarabilmekmiş. Bunun için dünya üzerinde uzay ortamı yaratması gerektiği sonucuna varmış efsaneden aldığı ilhamla. Taşları yerçekimsiz ve oksijensiz uzay ortamındayken, birden dünya ortamıyla karşılaştırıp çarpıştırarak suya çevirebileceğine inanır. Mesela su 100 derecede kaynar. Ama Kaz dağlarında 90 derecede kaynıyor. Demek ki atmosfer basıncından kurtulunca su 10 derecede bile kaynayabilir diye düşünür. Bu çılgın fikrini çok sevdiği ve hoca dediği makine mühendisi Fehmi hocaya danışır. O da çok heyecanlanır. Böyle bir cihaz yapabilmek için çok uğraşırlar, Durukan bu uğurda gayrimenkullerini satar savurur. Ancak sonunda emekleri boşa gitmez ve uzay ortamını sağlayacak makineyi yapmayı başarır. Aslında bir anlamda CERN’de yapılan hadron çarpıştırıcısına benzer bir şey yapmıştır. Onlar tanrı parçacığını aradılar atomları ışık hızında çarpıştırarak. Durukan ise taşın suyunu çıkarmayı hedefliyordu uzay ile dünya ortamını birbirine çarpıştırarak.

Donmayan ve yanmayan su

Büyük bir heyecanla ekibiyle birlikte taşları makinenin içine koyar, günlerce dener ancak başarılı olamaz. Taşlar oldukları gibi kaskatı durmaktadır hala. Laboratuarda sabahladıkları bir gün laboratuar elemanlarından biri heyecan içinde bağırır: “Makineden sular akıyor!” Durukan ve ekibi taşları deney sonrasında ilk kez atmamışlar ve makinede unutmuşlardır. Durukan anlar ki, taşların suya dönüşmesi için çarpışmadan sonra en az 8 saat bekletmek gerekmektedir. Bir mucize gerçekleşmişti. 2008’in kışında. Günlerce bunun mutluluğunu yaşadılar. Durukan mutluluk sarhoşluğundan ayılır ayılmaz “Peki şimdi ne olacak?” diye sordu. Nasıl kullanılacaktı taş suyu? Hemen üniversiteye başvurdu. Balıkesir Üniversitesi’nin de desteğiyle yapılan testlerde bu suyun eksi 180 dereceye kadar donmadığı ve bu suyla yıkanan hiçbir şeyin yanmadığı, çok hızlı bir yangın söndürücü de olduğu ortaya çıkarıldı. Ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi buzlanmaya karşı 10 ton taş suyu aldı o yıl. Yurtdışındaki havaalanlarına da pistlerde buzlanmaya karşı kullanılmak üzere ihraç etmeye başladı. Ahşap ev yapan firmalardan da yoğun talep görüyordu. Uluslar arası bilim çevrelerinde de büyük ilgi gördü bu çalışma. Yunanistan yaşadığı büyük orman yangınından sonra geçen yıl bir bilim adamı heyetini Durukan ile görüşmeye gönderdi örneğin. ABD, Yunanistan, Almanya, İngiltere ve İsveç’e ihraç ettiği bu ürün ile 2008’de Madrid’de düzenlenen Uluslar arası Yapı Ödülleri kapsamında Milenyum ödülü aldı. Domuz gribi üzerine çalışmalar yapan ABD’li ‘Skaya Co’ adlı AR-GE şirketine de taş suyu gönderdi.

Üniversitelere deney malzemesi buradan gidiyor

Bu anlattığımız ortaokuldan terk bir mucitin hayatından bir kesit. En büyük icadını anlatan bir kesit. Kendisinin tek icadı tek işi bu değil ama. Durukan, Türkiye’deki yaklaşık 30 üniversitenin tıp ve farmakognozi bölümlerindeki deney ve tez çalışmalarında kullanılan etken maddeleri üretiyor. Yani bitkilerin özünü çıkararak ekstrakt üretiyor. Hepsi de ilaç yapımında kullanılan etken maddeler. Sineol, oleanolik asit, hiperozit, kersetin, histamin, kumarik asit, triterpenik ve gallotanen gibi 200 çeşit etken madde üretiyor. 19 Mayıs, Ege, Celal Bayar, Balıkesir, Konya Selçuk, Çanakkale ve Karadeniz Teknik gibi üniversitelerle çalışıyor. Balıkesir Üniversitesi Biyoloji bölüm başkanı Prof. Gülendam Tümen, Durukan’ın en büyük akademik destekçisi. Durukan malzemeleri kendisi üretip verdiği için hangi üniversitede kimin ne konuda tez yazdığını da biliyor ve öğrenciler kendisine tez konusu danışmak için de geliyor. Hatta biz gittiğimizde laboratuarda bir tekstil bölümü öğrencisi Durukan’ın yardımıyla zerdeçal pigmenti çıkarmaya çalışıyordu, tene dokunduğu anda şifalı içeriğini bedene aktarabilen kumaş boyası yapmak için. Laboratuara gün boyunca girip çıkan üniversite hocası, öğrenci ve eczacının haddi hesabı yok. Burası bir icat ve keşif atölyesi gibi… Gelen misafirlere ikram ise Durukan’ın kendi üretimi olan şifalı incir yaprağı çayı. Her gelen o çaydan istiyor. Biz oradayken bir ara belediyede festival ve etkinliklerden sorumlu 39-40 yaşlarında bir kadın giriyor içeri. Belediyenin festival etkinliğiyle ilgili broşürlerden bırakmak için uğramış. Bizi görünce sohbete başladık, sohbet ilerledikçe öğrendik ki meğer kadın 60 yaşındaymış ve iki yıldır Durukan’ın kendi özel üretimlerinden biri olan zeytin özü hapı kullanıyormuş. Söylediğine göre önceden tüm yaşıtları gibi onun da yüzünde kırışıklıklar varmış… Hayretler içinde kalıyoruz.

Mucizevi zeytin özü burada üretiliyor

Durukan’ın Kale Naturel adlı laboratuarı dünyadaki 17., Türkiye’deki tek ekstrakt atölyesi. Laboratuarın her köşede bir başka etken madde üretiliyor. Bir yanda zeytin ağacına 2 bin yıllık ömrünü veren ve çok güçlü bir hücre yenileyici olan ‘olea europaea’ maddesinden üretilen haplar yapılıyor, bir yanda adaçayının şifalı bölümleri ayrıştırılıyor, bir başka köşede TÜBİTAK’ın isteği üzerine mantar üzerinde güneş ışığından D vitamini zenginleştirmesi yapılıyor. Raflar ısırgan, papatya, zerdeçal, çam kabuğu, incir, kantaron, geven, elma, gül, hayıt, enginar, kekik, nane, karabaş otu ve biberiye özleriyle dolu. Doğanın özleri her tarafta… Laboratuar cihazlarının adı da mucitleri gibi çok sevimli. Bir köşede Sindirmak, diğer köşede Emilmak harıl harıl çalışıyor ekstrakt üretmek için. Durukan’ın icat ve çalışmaları saymakla bitecek gibi değil. Örneğin, 3 bin yıldır zeytinyağı üretimi yapan her ülkenin derdi olan toksik zeytin karasuyunu da toz haline getirerek gıda, ilaç ve kozmetik sektöründe kullanılabilecek bir malzeme haline getirmeyi başarmış. Şu an Tariş ile ortak bir projeleri var konuyla ilgili. 100 litre karasudan 5 kilo zeytin özütü çıkarabiliyor. Bu çalışmasıyla geçtiğimiz yıl Nobel’e de aday gösterildi üstelik. Yine zeytin özütünden aktif karbon üretmeyi de başarmış. Aktif karbon dezenfektan olarak kullanılabildiği gibi savunma sanayinde zehirli gazlara karşı da kullanılabilecek stratejik bir malzeme. Bunların yanı sıra Karadeniz çayını kateşin bakımından zenginleştirerek kalitesini arttırmayı ve gül yağı üretiminde atılan tonlarca gül ezilmiş gül yaprağından kozmetikte kullanılabilecek etken madde üretmeyi de başarmış. Durukan’ın Türk tekstilini şahlandıracak çok ilginç bir projesi de var. Isırgan, gül, papatya, zeytin yaprağı, zerdeçal, çam kabuğu ve yeşilçay gibi ten ile de şifalı etkisi bedene geçebilen bitki özlerinden kumaş boyası üretiyor. Bir tekstil firması bu proje için laboratuarın kapısını aşındırmaya başlamış bile. Pekçok üniversitenin tekstil bölümünden öğrencilerden bitirme tezlerini Durukan’ın tavsiyesiyle bu konu üzerine yapıyor şimdilerde. Durukan’ın üzerinde çalıştığı bir başka proje ise bor pili projesi. Hedef pille çalışan otomobil yapmak.

 Büyük projesi tahtacı köylerine ekstrakt atölyesi kurmak

Faruk Durukan, pek çok bitkiyi topladıkları Kaz dağlarına da çıkardı bizi. Çiçekleri, bitkileri gösterdi tanıttı. Yörükler bu aşamada çok önemli. Çünkü bitkileri seçip toplamak onların işi. Deste deste bitkilerin ve çiçeklerin toplandığı Yörük çadırlarını da gösterdi bize. Ancak Yörükler havalar henüz ısınmadığı için hala köydeler, çadırlar boş. Durukan’ın esas büyük projesi ise, Türkiye’de sayıları 300’ü bulan Tahtacı köy diye bilinen Alevi dağ köylerine ekstrakt yapma atölyeleri kurmak. Çünkü Türkiye’de şifalı bitkiden en iyi anlayanlar onlar. Durukan bir yandan bunları anlatıp bir yandan da dağ yollarında direksiyon çevirmeye devam ediyor. “Bu arada benim gözler 7 numara” diyor. Herhalde yolları ezberlemiş olmalı ki 7 numara gözle dağ yollarını ustaca geçiyor. Radyoyu açıyoruz, Ruhi Su çalıyor, “Evlerinin önü zeytin ağacı” diyor, günün anlam ve önemine uygun olarak…

Termal kameralar göremiyor

Taşın suyu ısıyı yansıtmadığı için bu suyla yıkanan bir kişi termal kameralar tarafından da görünmez oluyor. Bir anlamda sertleşmeden taşlaşıyor da diyebiliriz. Bunun askeri anlamdaki stratejik önemini anlamışsınızdır. Ayrıca yine asker ve çocuk giysilerinde bakteri yiyen kumaş olarak kullanılabilir ve salgın zamanlarında bununla yapılmış elbiseler giyilebilir. Zira taşın suyu çok etkili bir antivirütik ve antibakteriyel.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s