Kartvizitli Çareci: “Sorun varsa çözmeden duramam… Telefonum 25 saat açık!”

BU DEVİRDE KİM KİME YARDIM EDER DEMEYİN. AYVALIKLI HURDACI- ÇARECİ, İSTEYENE-İSTEMEYENE YARDIM ETMEDEN DURAMIYOR! ÜSTELİK KAFASI ZİHNİ SİNİR GİBİ ÇALIŞIYOR. OTOMOBİL ANAHTARINDAN OTOMATİK GEMİ DÜMENİ YAPIYOR MESELA!!! ÇARECİ’Yİ YILIN ‘SON MUCİD’İ İLAN EDİYORUM…

O bir dert babası, profesyonel bir yardım sever. Çaresizlerin çaresi, dertlilerin dermanı, sorunu ya da sorusu olanın bilirkişisi, gönüllü yardım elçisi. Kimden mi söz ediyoruz? Ayvalık’ta yaşayan hurdacı Müfit Kumcuoğlu’ndan. Bu bir şaka değil. O gerçekten bir profesyonel. Hatta kartviziti bile var ‘çareci-bilirkişi’ diye.

ÜRÜN DİRİER,

Fotoğraflar: HAYDAR ERÇİN

Ayvalık’ta kimin başı sıkışsa ilk işi ‘çareci’nin numarasını tuşlamak oluyor. Gece yarısı fırtınada kalmış bir tekneyi de kurtarmaya gidiyor ‘çareci’, lastiği patlamış bir otomobili de. İnanmazsınız, kız kaçırana da yardım elini uzatıyor, eşiyle kavgalı olana da, hırsız mağdurlarına da. Hasta olana ilaç, parası olmayana para, bisikleti olmayan çocuklara bedavadan bisiklet, ev almak isteyene ev, iş arayana iş, avukat arayana en iyisini buluyor. Askerlik yaparken ailesi çok zor durumda olan bir arkadaşını çürüğe çıkartmayı da becermiş, soğan ticareti yapan arkadaşını iflasın eşiğinden kurtarmayı da. Kendisinin yetişemediği yerlere de, mesela İstanbul veya Ankara’da başı sıkışıp da ‘çareci’yi arayana, o bölgeye yakın yerdeki arkadaşlarını yönlendiriyor. Arkadaşlar da kırmıyor onu elbet, çünkü yarın öbür gün kendilerinin de bir derdi olduğunda yardımın esirgenmeyeceğinden eminler. Bir tür Hızır zinciri kurmuş da diyebiliriz. Hatta içimizden Çareci Müfit Baba Tekkesi demek de geçiyor bu yardım ağı için. Ve karşılığında tek kuruş para dahi kabul etmiyor. Elimize tesadüfen geçen kartvizitin yolunu tutarak Ayvalık otogarına indik. Bizi Anadol marka beyaz otomobiliyle karşıladı kendisi. “Bunu sadece özel günlerimde kullanırım” diyerek. İlk kez bir Anadol’a binmenin verdiği heyecan ve ‘çareci’nin büyük, içten gülümsemesi eşliğinde vardık ekmek teknesi olan hurdacı dükkanına.

Burası bir hurdacıdan çok antikacıya benziyor. Duvarlar irili ufaklı küflü metal parçalarla, hazır asker bir işe yaramayı bekleyen makine aksamlarıyla, fotoğraflarla, zamanında paralar dökülüp alınmış ama artık bir kıymet-i harbiyesi kalmamış yüzlerce küçük eşyayla dolu. Zamanın ünlü Hollywood aktristlerinden Doris Day’in fotoğrafı da tepeden bakıyor bu hurdalığa. Biraz fotoğraf çekiyoruz burada. Sonra çareci bizi kendi elleriyle bir buçuk günde yaptığı bağ evinde balık yemeye götürüyor. Çareci bu, boş kalır mı etrafı? Hemen iki arkadaşı da geliyor ardımızdan, elleri kolları çinekop ve bilumum salata malzemeleriyle dolu olarak. Bir tanesinin adı Murat Bayram, oto yıkama işi yapıyor, diğeri Mehmet Mürsoy, eski Rum evlerini restore ediyor. Bu tek odalı minik ev tam bir Zihni Sinir projesi. Bir kere güneş enerjisiyle çalışıyor. Tuvalet eski bir bidondan bozma. Evin içerisinde çarecinin yarım günde yaptığını söylediği bir de şömine var. Balıklarımız işte onun içinde kızarıyor. Biz de açıyoruz kayıt cihazını, başlıyoruz sohbete. Çareci kendisini övmeyi pek sevmiyor, o bir anlatsa arkadaşları beş anlatıyor. Onlar anlattıkça ‘çareci’ utanıp sıkılıyor. Hatta hikayeye gelir pek çok ayrıntıyı da kayıt cihazı kapalıyken laf arasında öğreniyoruz.

“İlk kartvizit bir İstanbullu’dan”

Çareciliğe nasıl başladınız? Kartvizit bastırmak nereden geldi aklınıza?

-Ben biri bir sorununu söyledi mi onu halletmeden duramam, rahat edemem. Kartvizite gelince aslında ilk ben bastırmadım kartları. Yıl 1997’ydi. Tiyatro sanatçısı Umut Demirdelen Cunda’da bir ev almış. Antika bir küpü dekor olsun diye evin içine sokmaya çalışırken kapıda sıkıştırmışlar. Hamallardan biri beni söylemiş. Bu işi ancak Müfit abi halleder demiş. Hemen beni çağırdılar. Gittim, ölçtüm, biçtim, açılarını hesapladım, soktum evin içine küpü. Evin her türlü ihtiyacını da karşıladık. Sonra çok memnun kaldı, İstanbul’dan bir arkadaşını yolladı, ona da Cunda’da tam istediği fiyata, istediği gibi bir ev bulduk aldık. Bir ay sonra bir baktım o İstanbullu bana bir deste kartvizit göndermiş. Üzerinde de ‘çareci-bilirkişi Müfit Kumcuoğlu’ yazıyor.

O gün bugündür herkes ona çareci diyormuş. Titrini de benimsemiş, kartviziti bittikçe çoğaltıyormuş. Ayvalık’ta yürürken biz de şahit oluyoruz, herkes onu ‘çareci’ diye çağırıyor. Her beş dakikada bir telefonu çalıyor ve birileri ona bir şeyler soruyor. Namı yurtdışına da yayılmış. Kooperatiflerden kazıklanmaktan korkan Almancılar arıyor en çok onu. Hatta İsviçre’den bir Türk kadın da kendisine koca bulması için aramış ‘çareci’yi. “Koca İsviçre’de bulamadın mı birini? Şansını orada dene dedim, kızdı. Çözülecek bir problem varsa çözeriz de… Şimdi yani İsviçre’de adam mı kalmamış…” diye anlatıyor hikayeyi.

Peki ne tür problemler çözdünüz şimdiye kadar, birkaç örnek verebilir misiniz?

-Bak senin kayıt cihazına bakınca aklıma bir hırsızlık olayı geldi mesela. Kadının biri komşusunun altın bileziklerini çalmış. Kocası da bunu biliyor, kadın itiraf etmiş. Çok temiz bir adam, komşuya söylemek de istiyor ama nasıl ispat edeceğini bilemiyor. Ben de ona bu sigara paketi büyüklüğünde bir kayıt cihazı verdim. Al buna itiraf ettir, gerisini bana bırak dedim. Adam karısını çaktırmadan konuşturdu, kasedi bana getirdi. Karakola verdik, bilezikleri kurtardık.

“Teşebbüs ettik kaçıramadık”

Gönül işlerinde çare bulduğunuz hiç olmadı mı peki?

-Ankara’da bir arkadaşın sevdiği kızı kaçırmaya çalıştık. Murat 124 ile, Hacı Muratla kaçıracaktık kızı. O zaman o araba lükstü yani. Kızın oturduğu binada Süleyman Demirel de oturuyordu, öyle yüksek mevkili adamlar vardı. Teşebbüs ettik ama kaçıramadık. Sonra kaçtık benim eve saklandık, evi polisler bastı. Neyse, sonra arkadaş da başka bir kızla evlendi. Bir keresinde de bir çocuk geldi, sevdiği kıza aşkını söyleyemiyormuş, kız bunun suratına bile bakmıyormuş. Ben de dedim ki bir kibrit kutusunun içine diyeceklerini yaz, ıslık çal, kız sana bakınca kutuyu göster ve yere at, sonra da git dedim. Kız orada bin kişi de olsa dayanamaz gider bakar o kibrit kutusuna. İşe de yaradıydı, sonra evlendi onlar.

Üç polis iki bekçinin yapamadığını o yaptı

Sosyal konularda da yardım ediyor musunuz insanlara?

-Şimdi bir kadın vardı, annesiyle beraber yaşardı, zeka özürlüydü. Bir gün buna motosiklet çarpıyor, hastanede yatıyor, iyileşiyor falan ama kamu davası açılıyor. İyileştiğine dair rapor istiyor mahkeme. Üç polis, iki bekçi üç gün boyunca kadını savcıya ve hastaneye götürmek için uğraşmışlar. En son bekçilerden biri geldi dedi ki ‘Çareci yardımcı ol bize, bu işi yapsan yapsan sen yaparsın’ dedi. Gittim kadına, dedim ki gel senle sigara çay içelim dedim. Çay bahçesi ha şurada ha şurada derken Sabahat ablayı adliyenin kapısına kadar getirdim. Sonra da gir bak içeri sana maaş bağlayacaklarmış deyip savcının önüne kadar getirdim kadını.

Tabii, üç polise iki bekçiye direnen kadının niye çarecinin peşinden bu kadar kolayca gittiğini anlamak için ‘çareci’yi şöyle dünya gözüyle bir görmek gerek. İnsana güven ve mutluluk veren bir ifadesi ve en başta da dediğimiz gibi kocaman bir gülümseyişi var.

İnsanlara yardım etmek sizin için bir tutku mu?

-Biri bir şey istedi mi benim kafamda tak diye yer yapıyor. Sorunu çözmeden yerimde duramıyorum. Herkese değişik bir şekilde hitap edebiliriz de yani. Mesela bazen burada haber konusuna sıkışmış yerel muhabirlere haber konusu da bulduğum oluyor.

Bana da bulabilir misiniz şu anda bir haber?

-Tabi buluruz. Adam var burada, sana uçak projesi çizer. Sakat adam, sakat derken yani kafa kırık ama yaptığı şeyleri bir görsen sen de inanırsın uçak mühendisi olduğuna. Yazıyor, çiziyor, hem nasıl çizimler, görsen… İnsanlar boş değil yani, dünyanın içi boş değil…

Herkese yardımcı oluyor musunuz?

-Bir kere hapishaneden bir adam aradı, para istedi, gönderdik. Yapabileceğimiz bir şey varsa herkese yardım etmek isteriz.

“Benzinci benim depoyu tanır”

Siz para konusunda da yardımcı oluyor musunuz?

-Mesela adam ev alır ödeyemez, biz arkadaşlarla bir araya gelir belini doğrulturuz adamın.

Yardımlarınız karşılığında kimseden para almıyorsunuz, neden?

-Arkadaşlık olsun yeter yani. Örneğin yolda kalmışlara benzin depomu veriyorum, doldurayım deyince ‘yok, merkezdeki benzinciye bırak yeter’ diyorum. Artık benzinci tanıyor benim depoyu. Çarecinin bu bidon diyor. Ben pikniğe giderken bile yedek tüple giderim, belki birinin ihtiyacı olur diye.

Çok arkadaşınız var mı?

Dara düşsen bana İstanbul’dan ‘alo’ yapsan ben seni bir saatte aldırırım istediğin yerden.

O zaman yardım ağının içine beni de alın. İstanbul’da birinin başı sıkışırsa beni de yönlendirebilirsiniz…

-Tabi yaaa, ben şimdi şurada birini düşünürken görsem gider sorarım, çünkü öbür gün ben de öyle düşünebilirim.

Aileniz ne diyor bu duruma?

-Hanımla bazen küseriz konuşmayız. Bırak herkesin kendi işi, her şeye karışma der bazen bana. İki çocuğum var, kız ilkokulda, oğlan lisede. Onlar da benim yolumdalar.

Fırtınada tekneleri o kurtarıyor

Telefonunuz 24 saat açık mı?

-25 saat! Gecenin körü hiç fark etmez, gece 3’de, 4’de kalkarım misal. Bir adam yolda tekne getirirken fırtınada kalır, yakıtı biter, beni arar, giderim. Fırtına mırtına fark etmez bana, ben bebeklikten denizciyim.

Arkadaş Mehmet Mürsoy giriyor lafa…

-Müfit öyle bir adamdır ki, benim tekneye bile benim haberim olmadan bakıyor. Su alırsa temizliyor. Fırtınada giyer dalgıç adam giysilerini, denize inip sağlamlar tekneleri. Geçenlerde fırtınada karaya çarpıp parçalanacak olan bir tekneyi kurtardı. Kepçe geldi tekneyi karaya çıkartmak için, o lodosta halat bir vursa adamı öldürür bile ama Müfit inmedi teknenin tepesinden, karaya indirilene kadar. Belki o teknenin sahibi teşekkür bile etmemiştir Müfit’e. Kaç tekneyi, kayığı fırtınada kurtardı sayamam. Teknelerin sahibini tanısa da tanımasa da fark etmez onun için. 2 yıl önce bir afet patladı, 15 kayığı tek başına karaya çıkardı.

Çareci utanarak giriyor lafa…

-Bana macera olsun diye bakınıyorum yaa…

O ahtapotu pet şişeden nasıl soktu?

Arkadaş Murat Bayram giriyor araya…

-Tekneleri açıkta bağlamak için yapılan bir tonluk tonozu bidonlara bağlayıp denizin ortasına tek başına taşıyor. Nasıl yaptığına da herkes şaşıyor. Bir keresinde benim deniz akvaryumuma ahtapot istiyordum ben, beş kiloluk bir pet şişeye sokmuş getirmiş bu masa kadar büyük bir ahtapotu. O şişenin ağzından nasıl geçirmiş onu, hala söylemez…

Nasıl soktunuz hakikaten koca ahtapotu pet şişenin ağzından?

-Gir dedim girdi. Hayvanlar beni sever.

Mehmet Mürsel giriyor lafa…

-Doğrudur. Bizim bir arıcı arkadaş var, kovanları indirir kaldırırken kıyafetlerini giyer, başına başlığını takar, hiç açıkta bir yeri kalmaz. Bizimki atletle şortla gider kaldırıp yerleştirir kovanları, arılar da sokmaz onu.

“Yıldırım düşse onu da alır kullanırız”

Her türlü konuya çare bulabilir misiniz?

-Çareciliğin sonu yok. Ne istiyorsan söyle. Demir işi, metal işi, hava işi, su işi…

Şiddetli yağmur ve gök gürlemesi sesleri içinde fotoğrafçımız Haydar giriyor lafa…

-Peki bu bağ evinin paratoneri var mı? Yıldırım düşmelerine karşı…

Çareci cevap veriyor…

-Keşke yıldırım düşse buraya, alır onu da kullanırız!

Askerlik anılarınız da destandır sizin?

-Ben askerliğimi bahriye olarak yaptım. Dokuz buçuk ay Amerika’da kaldık. 150 kişi seçildik, orada hurdaya çıkmış bir gemiyi bakımını yapıp ülkeye getirdik. Atlas okyanusunu geçtik biz, buradaki fırtınalar bana oyuncak geliyor o yüzden. Günlerce denizden başka bir şey görmedik, depresyona giren bir arkadaş kendini atmaya çalışırken kurtardım mesela. Amerika’da o zamanlar bizim bir liralar 25 cent’e benziyordu, kola makinelerinden bedava kola aldık hep, tek bir lirayla, her seferinde kolayı verdikten sonra lira geri düşüyordu. Sonra Kaliforniya’da denizin belirli bir bölümünden sonrasını tel örgülerle kapamışlar. Biz de o tel örgüleri aşıp yüzerken helikopterler gelip aldı bizi denizden. Gazetelere de haber olduk, cesur Türkler diye. Meğer köpekbalıkları varmış o bölgede o nedenle tel örgüler varmış, biz ne bilelim…

Not: Güneş enerjisiyle çalışan, tam bir Zihni Sinir projesi olan küçük bağ evinin aydınlatmaları otomobil farlarının içine yerleştirilmiş led lambalardan imal.

Not: Dalış ve Midilli turlarına çıkan Liela isimli gulet, ‘çareci’nin yaptığı bir uzaktan kumandayla çalışıyor. Dümen, bir otomobil anahtarına ayarlanmış. Otomobilin kapılarını uzaktan açmaya yarayan sağ tuş, dümeni sağa kırıyor, kapamaya yarayan sol tuş ise dümeni sola kırıyor. Guletin sahibi Emin Doğrular da uzandığı yerden gemisini idare edebiliyor.

Not: Çareci bel çantasının içine bir mıknatıs yerleştirmiş. Anahtarını çantanın üzerine koyduğunda kaybolmuyor. Bana da çantanın içinde bir türlü bulamadığım anahtarımı kolayca bulabilmem için bir mıknatıs verdi… “Her türlü malzemeyi yerinde kullanmayı bilmek lazım” diyerek…

Not: Bu fotoğraf Murat Bayram’ın cep telefonundan çıktı. Burada ‘çareci’, kepçe tarafından hurdalığa bırakılacak olan motosikletin tepesine çıkmış. Amacı motosikletin etrafa çarpmadan düzgünce bıraktırılmasını sağlamak.

Reklamlar

5 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. kemal dedi ki:

    AKTUEL DERGİSİNE TEŞEKKÜR EDERİM, BEYAZ ANADOLU TANIDIM

    BELKİ İNAN MAYACAKSINIZ,BUNDAN 8 YIL ÖNCE SABAHA KARŞI EDREMİT BURHANİYE YOLUNDA BENZİNİM BİTTİ, VE KAC KİŞİYİ DURDURMAYA CALIŞTIYSAMDA, DURAN OLMADI ,VE EPEY BEKLEDİKTEN SONRA BİR BEYAZ ANADOL BENİ FARK EDİP GERİ DÖNÜP BİR SORUNMU VAR KARDEŞİM DEDİ ,BENDE BENZİNİM BİTTİ ,İSTASYONA BENİ BIRAKABİLİRMİSİN DEDĞİMDE ARABASINDAN İNİP BAĞAJINDAN BİR BİDON BENZİNİ VERDİ,VE ÜÇRETİNİ VERMEK İSTEDİĞİMDE ALMADI ,VE BANA DEDİKİ BİR BAŞKASINIDA SENİN GİBİ YOLDA KALIRSA BİR BİDON BENZİN SEN VERİRSİN DİYE SÖYLEDİ.

    HAYRET YAA BÖYLE BİRİLERİ DAHA VARMI???

    1. Ferhat Temelli, dedi ki:

      KEMAL ORADA EKSİKLİK VAR SANA BENZİN ALASIN DİYE PARA DA VERMİŞTİR…HATTA ÇORBA PARASI DA…UNUTMA BUNU…

  2. Sizi hazırladığınız; birnevi biyografi şeklini verdiğiniz,”çareci” bizzar şahit olduğum gerçek kişiliktir.Ayvalık’ta tanınması gereken ilk kişidir. Hani derler ya yangında ilk önce kurtarılacak..!emri gibi..Arkadaş olarak,,,,,mükemmel,,,,insan olarak,,,mükemmel,,,,hani adama kazık atmıycak iyi huylu,,munis bir kişiliktir….İyi ki kendisini tanıdım…İyi ki O’ benim en iyi arkadaşım…..24-O2-2O!!….

  3. Ayhan Kumcuoğlu dedi ki:

    Babamla GURUR Duyuyorum….

  4. Ferhat Temelli, dedi ki:

    ÇARECİ MÜFİT BENİM AYVALIKTA EN YARDIM GÖRDÜĞÜM KİŞİDİR ABİSİ ÜMİT İLE DALYANCILIK YAPTIĞIM YILLARDA HEP YARDIMLARINI GÖRDÜM HALA DA GÖRÜRÜM .BİR GÜN DAĞDA LASTİĞİM PATLADI HATTA JANT EĞRİLDİ DAĞA MOTOSİKLET İLE LASTİK GETİRDİ GECENİN BİR YARISI ONU HİÇ UNUTAMAM…HELE DENİZDE KALDIK MOTOR BOZULDU YİNE GELDİ ÇEKTİ …ÇARE LAZIMSA ÇARECİ MÜFİTTE VARDIR…HERŞEYE İLAÇTIR YAPAMADIĞI SÖKEMEDİĞİ ÇALIŞTIRAMADIĞI YOK YOKTUR…TANIDIĞIM EN İYİ DOST….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s