Gizli kamera duayeni

 “REHA MUHTAR DÖNEMİNDE HER AY ON DAVADA İFADE VERİYORDUM, HIZLI GÜNLERDİ”

Gizli kamera haberciliği dönemlerinin kelle koltukta dolaşan haber kameramanı Yüce Kuyucaklıoğlu ile konuştuk. Bize yaşadıklarını, maceralarını, anılarını anlattı. Afgan kaçaklarla birlikte siyasi kaçak kılığında 11 gün kaldığı inşaatı, Tekirdağ’da fuhuşa zorlanan 15 Ukraynalı kızı kurtarışını ve daha neleri neleri…

ÜRÜN DİRİER, urun.dirier@aktuel.com.tr Fotoğraflar: ERGUN CANDEMİR

Bir zamanlar gizli kamera haberciliği vardı hatırlarsanız. Memleketin dolandırıcısını, kaçakçısını, çetecisini cemi cümleye rezili rüsva ederlerdi, insan içine çıkacak halleri kalmazdı hani. İyi de olurdu! Şimdi gizli kamerayla haber yapmak yasak biliyorsunuz, cep telefonuyla vatandaş tarafından çekilip medyaya sızdırılan görüntüler pek ihtiyaç da bırakmıyor o tür haberciliğe aslında. Gerçi hiçbir cep telefonu görüntüsü, gerektiğinde haber için canını tehlikeye atarak çetelerin içine sızan muhabirlerin, kameramanların yerini tutamaz ama yapacak bir şey yok. Dolandırıcının, rüşvetçinin şöyle yolda yürürken bir kol mesafesi kadar uzağınızda olduğu bir ülkede, gizli kamera haberciliğinin yasaklanmasını- şahsi kanaatim- iyi bulmuyorum. Bu ülkenin polisi var, jandarması var diyeceksiniz ama insanlar yaşadığı kötü bir olayı pek çok zaman resmi kurumlara ihbar etmekten çekiniyor. Tüm bu düşünceler içerisindeyken, eski acar habercilerden kim kaldı acaba diye bir araştırayım dedim. Ve karşıma gizli kamera (güvenlik kamerası) duayenlerinden kameraman Yüce Kuyucaklıoğlu çıktı. Kendisi Söz Fato’da, Hülya Koçyiğit’le Son Çare, Gizli Dosyalar, Olay Olay, Reha Muhtar’lı ana haber dönemlerinde tam anlamıyla kelle koltukta çalışmış bir basın gururu. Şu anda Fox TV’de çalışıyor ve tabiî ki gizli kamera çekimleri yapmıyor artık. Bize eski günlerini anlatmasını istedik, neler yaşadığını, anılarını, maceralarını. O da anlattı. Ama “Kusura bakmayın size güvenmediğimden değil ama bazen içeride editörler yazılanları çarpıtabiliyor” diyerek kendi ses kayıt cihazını da çalıştırmayı ihmal etmedi. Oturduğumuz yerdeki sehpanın üzerine lensi bana dönük küçük bir el kamerası da koydu bu arada. Espriyle karışık “Kamerayada mı alıyorsunuz yoksa görüşmemizi?” diye soracak oldum gülümsemekle yetindi. Ne olur ne olmaz, yanlış bir şey yazmayalım diyerek konuşmamızı düz metin olarak değil, olduğu gibi soru cevap şeklinde yazıyorum.

Gizli kamera haberciliğine ilk olarak ne zaman başladınız?

-1994 yılında Söz Fato’da programıyla başladım ama biz ona gizli kamera değil güvenlik kamerası diyoruz. Bir uyuşturucu satıcısını, insan kaçakçılarını yoksa nasıl ortaya çıkaracaksınız? Gizli çekim yapmadan böyle bir olay var diye haber yaparsanız, adamlar yaptıklarını inkar ederler, bir de size dava açtıklarında suçlu duruma düşersiniz.

“11 gün kaçaklarla bir inşaatta yatıp kalktık”

Eski günlerden ilk aklınıza gelen haber çekiminizi anlatabilir misiniz?

-İnsan kaçakçılığını ortaya çıkarmak için siyasi kaçak kılığına girmiştik mesela, Mehmet Can Polat isimli arkadaşımla birlikte. Afganistan’dan, İran’dan gelen kaçakları, gemilerle Avrupa’ya götüren bir çeteydi. Parada anlaşamadıkları, kendi içlerinden biri ihbar etti bize. 2000’lerin başıydı ve o zaman Reha Muhtar’ın ekibinde çalışıyordum. Tahtakale’de bu işi yapan belli kahvehaneler vardır, onlardan birine gidip siyasi kaçak olduğumuzu, pasaport alamadığımızı, yakalanırsak hapse düşeceğimizi söyledik. Neyse, pazarlığımızı yaptık, 3 biner mark verdik adamlara, çorbanın içindeki kılı bulmak için girdik içlerine. Tabi her zaman olduğu gibi emniyet birimlerine de haber verdik. Sonra ha bugün ha yarın gideceğiz diye 11 gün Zeytinburnu’nda bir inşaatta beklettiler bizi. Afganlılarla birlikte yattık kalktık, çay içtik, gizlice kayıt yaptım tabiî ki. İçlerinde devlet tarafından cezalandırılmak amacıyla parmakları kesilmiş bir cerrah da vardı. Hatta ben işi abarttım, İtalya’ya kadar gitmeye karar verdim.

Gittiniz mi yoksa?

-70 kişi falandık, 11 günün sonunda bizi kamyonlara üst üste bindirip Çeşme yakınlarında bir limana götürdüler. Orada indik, bizi bir pansiyona götürdüler, sonra da uluslar arası sularda bekleyen bir gemiye götürmek üzere motorlara bindirdiler bizi beşer, onar. Tam o sırada jandarma havaya uyarı ateşi açtı. Adamlar uzman çavuşun üzerine atlayınca, ben de çavuşu tanıdığım için kurtarmak amacıyla adamların üzerine atladım. O sırada omuruma sinir sıkışmış, ameliyat oldum. Neyse adamlar yakalandı, kaçaklar sınır dışı edildi. Biz de bayağı bir tehdit almıştık.

“Motorum bozuldu deyip ikna ettim”

Kim bilir kaç tehdit almışsınızdır şimdiye kadar?

-Çok aldık. Mesela Tekirdağ Gümüşyaka’da bir otelde Ukraynalı kızları zorla alıkoyup fuhuş yaptırıyorlardı. Kızları çocuk bakıcısı olacaksınız diye kandırarak getirmişler memleketlerinden. İçlerinden bir kız kaçmayı başarmış ve ülkesine gitmiş. Ukraynalı bir binbaşı geldi yardım istedi bizden, yanında o kaçmayı başaran kızla birlikte. Otele gittim, kimseye oda vermiyorlardı otelde, sadece eğlence amacıyla kullanıyorlardı orasını. Ben motosikletçiyim aynı zamanda. Motosikletimle gitmiştim oraya da ve ‘motorum bozuldu, burada kalmak zorundayım’ diyerek ikna ettim onları. Akşam olduğunda diskoya indim, bir sürü kız vardı. Bana kızlardan birini pazarlamaya çalıştılar, her anı kaydediyordum. Ben işaret verince emniyet güçleri baskın yaptı. Bir merdiven altında küçücük bir kapıdan girilen bir mahzene atmışlar kızları. Leş gibi kokuyordu, rutubetliydi. Kızlar bütün gün orada oturuyor, akşam olunca da erkeklere pazarlanıyordu. On beş kadar kızı kurtardık. O zaman da adamlardan yığınla tehdit aldık ama ben umursamam. Çünkü kimseye iftira atmadık biz.

“Bayan muhabiri üfürükçüye başörtüsüyle yollarım”

Size gelen ihbarların hangisinin doğru hangisinin yalan olduğunu anlamak çok zor değil mi? Eliniz boş döndüğünüz olmuştur herhalde…

-Bir kere oldu sadece, ben haberin kokusunu alırım, elim boş dönmem. O boş döndüğüm olayı da anlatayım. Kadının biri aradı, kendisini taciz eden bir üfürükçüyü ihbar etti. ‘Adam beni donla karşıladı’ dedi hatta. Adam İzmirde’ymiş. Evine bir bayan arkadaşı yolladım. Yalnız ben böyle haberlerde bayanı kesinlikle açık saçık giyindirerek yollamam, hatta başörtüsü taktırırım. Çünkü karşı taraf daha sonradan kendini savunmak için ‘beni o taciz etti’ diyebilir. Kızı başörtüsüyle gönderdim içeri, bahçede oturdular. Ben de dışarıdan görüntüleri izleyebiliyorum. Baktım adam Suriyeli, kadının don dediği şey, adamın geleneksel giysisi, hani onlar üzerlerine beyaz entari gibi bir şey giyer ya ondan. Bayan arkadaş, eşinden ayrıldığını ve çocuklarını göremediğini söyledi. Adam da güzelce dua okudu ve nasihatler verdi. Ama asla sarkıntılık falan etmedi. Sonra kız giderken borcum ne kadar diye sordu. Adamcağız da ‘duanın borcu olmaz’ dedi. Sonradan araştırıp öğrendik ki, kadın bu adamın eski geliniymiş ve amacı adamı rezil etmekmiş. Haberi yapmadık tabiî ki, kayıtları da sildik.

Tesadüfen yakaladığınız haberler oldu mu?

-Bir gün Kadıköy’deyim, yolda ‘CD var abi ister misin’ diye peşime takıldılar. Bir tanesi ‘abi çocuk pornosu da var’ dedi. Ben irkildim ama çaktırmadım, adamın üzerine de atlamadım hemen, bir şeyden şüphelenmesin diye. ‘Yok ya, hep öyle söylüyorsunuz çocuk çıkmıyor hiç’ dedim. Adam ‘Yok abi böyle ufak ufak çocuklar var vallahi billahi’ diye ısrar etti. Ben de ‘şu an alamam yarın getir bakalım’ dedim. Derhal Emniyet’e gidip bildirdim. Ertesi gün adamla Simit Sarayı’nda buluştuk. Yan masaya da siviller oturdu. Çıkardım laptopumu, elimi bile sürmedim CD’lere, ‘tak da görelim’ dedim. Baktım ki doğru söylüyor hemen sivillere işaret verdim. Gelip yakaladılar adamı.

Neden elinizi sürmediniz CD’lere?

-Şimdi haberciliğin sınırları vardır. Haber yapacağım diye suç işlememeniz lazım. Fuhuş haberi yaparken bir bayanla odaya çıkamazsınız ya da uyuşturucu satın alamazsınız. Kurumlarla, devletle, polisle, askerle ilgili haberlere de çok dikkat ederim. Çünkü bir kişinin hatası tüm kuruma mal olmamalı. Mesela Çorlu’da bir askeri birlikte çekim yaptım ama nizamiyeye yaklaşırken kapattım güvenlik kameramı, askeriyenin içinde çekim yapmadım. Bir asker, askeri birliğe ait mazotu ve bilumum eşyayı satıyordu. Ben de taşeronmuş gibi gittim tanıştım adamla. Adam lojmanda oturuyormuş ve sattığı mallar için lojmandaki kömürlüğü depo haline getirmiş. Bir tek o depoda çekim yaptım. Bir de köftecide pazarlık yaparken çekim yaptım. Ben bu konuda yargılandım da ama askeri savcıya gösterdiğim gizli çekim görüntüleri olmasaydı ceza alırdım.

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. olaybu dedi ki:

    burada is yapmaz eminim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s