GEZEGENİN BİLİNEN EN BÜYÜK SOSYAL AĞI FACEBOOK’UN KURULUŞ HİKAYESİ!

Poker yüzlü Mark mı? Vatandaş Zuck mı?

Kız arkadaşından ayrılan çılgın bir Harvardlının kadın düşmanlığı ile yarattığı bir site mi? Yoksa kurnaz bir dahinin arkadaşlarına çelme atarak sahiplendiği bir proje mi? Bir çağa damgasını vuran ve tüm dünyada 500 milyondan fazla üyesi bulunan Facebook Krallığı’nın çelişkili hikayesi…

ÜRÜN DİRİER, urun.dirier@aktuel.com.tr

Mark Zuckerberg… Antik Yunan mitolojilerine ilgi duyan, Latin edebiyatıyla haşır neşir, asosyal, Harvard’dan terk, 26 yaşında milyar dolarlık bir CEO. Gezegenin bilinen en büyük sosyal ağı Facebook’un kurucusu bir dahi ya da arkadaşlarını kolayca silebilen bir fikir hırsızı, bir hain. Mottosu ‘Forsan et haec olim meminisse iuvabit’; Latin şair Vergilius’un Aeneas Destanı’ndan alıntı… “Belki bir gün tüm bu saçmalıklara dönüp baktığımızda güleceğiz…” anlamında bir deyiş. Orwell’den alıntılar yaparak konuşmayı seviyor. Basın karşısındaki duruşu, ABD’nin skandal başkanı Nixon’a benzetiliyor. Hatta onun için “Genetik olarak gülmesi imkansız” diyenler bile var. Soğukkanlı ve zaman zaman bir robotla konuşuyormuş hissi veren donuk hali, acımasız seçimleriyle birleşince dünyanın gündemine oturan en genç isimlerden biri olmasına yetti. Hayatı ve Facebook’u kuruş hikayesi geçtiğimiz ay vizyona giren “The Social Network- Sosyal Ağ” filmiyle de adeta efsaneleştirildi. Silikon Vadisi’ni fethi hala Amerikan basınının çok konuşulanları arasında.

“Yaşasaydı Shakespeare’in yazacağı türden bir hikaye”

Hikayesi, Hollywood tarafından dramaya çekilecek kadar saygıyla onaylanan ilk teknoloji hikayesi olmasıyla da, sinema literatüründe bir ilk. ‘Sosyal Ağ’ ile kuşkusuz tüyü bitmemiş çaylak öğrenci yılları efsaneleştirilerek abartılmış ve milyar dolarlık şirketi Amerikan rüyasını beslemek için bir metafora dönüştürülmüş. Ama bunun ötesinde hackerlar, klasik Hollywood sahnelerinde olduğu gibi önemli bir merkezin şifreli kapısını açmak ya da bir banka hesabından dolarları hortumlamak haricinde bir anlamda kullanılmış. The West Wing ve A Few Good Men’in de yaratıcısı olan senarist Aaron Sorkin, hikayeyi Rashomon (Akira Kurosawa’nın 1950 yapımı kült filmi) benzeri bir epik konu olarak görüyor ve “Beni bu hikayeye çeken, temanın en az hikaye anlatıcılığının eskiliği kadar eski olmasıydı. Arkadaşlık, Kıskançlık, Sadakat, Bağlılık, Güç, Aşk ve İhanet! Yaşasalardı Aeschylus’un, Shakespeare’nin, Chayefsky’nin yazacağı türden bir hikaye. Şansıma hiçbirine ulaşılamadığı için ben yazdım!” diye açıklıyor. Hatta Zuckenberg’in hikayesini Shakespeare’in Richard 3’üyle kıyaslayarak “Ona bir kambur ve yumru ayak versek birbirlerine çok yaklaşacaklar” diyerek abartıyor. Şeytani Napster’ın (korsan müzik programı) kurucusu ve Facebook eski ortağı Sean Parker’ı oynayan Justin Timberlake de hikayenin kurulumunu ve gidişatını çok Yunan tarzı buluyor. Filmin yönetmeni David Fincher’a gelince (Fight Club, Seven, Zodiac ve Benjamin Button’ın yönetmeni) o Mark’ı Orson Welles’in Vatandaş Kane’ine benzetiyor. Bu aslında hiç de uzak bir karakter değil ona. Orson Welles’e ilham kaynağı olan medya devi William Randolph Hearst gibi Zuckerberg de kendi çağının medyasında en tanınan ve tanınmaya müsait olan figürü. Ve Facebook, tıpkı zamanında Hearst’ın yayın krallığı gibi bir ana akım kültürün temsilcisi durumunda. Zuckerberg’te de tıpkı ondaki acımasızlığın tangırtıları duyuluyor. Tıpkı Hearst gibi, onda da insanların üzerine işeyip sifonu çekebilmek gibi bir kabiliyet var. Sonuç itibariyle, burada Zuckenberg sadece flip-floplarına ve ölü dillere düşkün saf bir kod manyağı değil. Aksine Sinclair Lewis ’in (1885-1951 yıllarında yaşamış, sosyal eleştirileri ve alaylı romanlarıyla tanınan sansasyonel ABD’li yazar) trajik bir prototipi. Hırslı, hilekar bir dahi ve milyar dolarlık fikri arkadaşlarından çalmış, Amerikan rüyasının zirvesine çıkmayı kafaya koymuş biri…

Silikon Vadisi’nin ilk draması

Filme dönersek, Silikon Vadisi için ‘Sosyal Ağ’ on yıllardır süren plastik boş vermişliğe de bir son veriyor. Silikon aşıklığı şimdiye dek pek de saygı görmüyordu; bilgisayar sektörü ana akım biyografi filmi ya da bir sosyal drama olarak kabul görmüyordu. Hatta Gates-Jobs’un bilgisayarın ruhu için verdikleri mücadele bile Vadi’nin kendi Cain ve Abel (2009 Güney Kore yapımı film. Teması kardeş kıskançlığı) hikayesi olarak bu denli ilgi görmedi. ‘Sosyal Ağ’ hackerların savaş oyunları oynayan, İskoç viskisi içip banyo yapmayan, kapşonlu sweetshirt ve spor ayakkabı giyen, önlerindeki bilgisayardan yüzlerine fosfor yeşili ışık yansıyan beyaz tenli birer steriotip dışında bizim gibi insanlar olduklarını işlemesi bakımından da bir öncü. Yönetmen Fincher “Ben öyküyü inek bir öğrencinin öcü olarak görmek istemedim” diyor. Bir matematik dahisinin kart sayma teknikleri ile Vegas blackjack masasından milyonlar kaldırması gibi bir hikaye de değil.

Gerçek nedir ki?

Filmin en önemli özelliği ise tek bir bakış açısını değil, birden çok gerçekliği bir sarmal haline getirerek yoğurması. Zuckerberg, Saverin, Parker ve Winklevoss ikizlerinin hepsinin birden gerçekliğine eşit mesafede durabilmeyi amaçlamış. Harvard koridorlarından Palo Alto’nun ofis bölmelerine ilerlerken, dahi Harvard öğrencisi Mark Zuckerberg (Jesse Eisenberg oynuyor); bir zamanlar Zuckenberg’in yakın arkadaşı olan ve Facebook için başlangıç sermayesini temin eden Eduardo Saverin (Andrew Garfield); Facebook’u Silikon Vadisi’nin risk sermayedarlarına götüren Sean Parker (Justin Timberlake) ve Facebook’un kendi fikirleri olduğunu iddia ederek Zuckerberg’e dava açan sınıf arkadaşları Winklevoss ikizleri Armie Hammer ve Josh Pence’nin çelişen gerçeklerini bir araya getirilmiş. Bu Facebook Çağı’nın ruhuna da uygun bir yaklaşım. Neyin doğru neyin yalan olduğunu bilemeyecek oluşumuzun yani! Senarist Sorkin de “Bu Facebook’a düz bir öyküden daha fazla yakışır gibi geldi. Facebook’un en çekici yanlarından biri, kendinizle ilgili gerçekleri yeniden oluşturma ve kurgulama için sonsuz olanak sunması. O nedenle, Facebook’un doğuşunu anlatan bir öyküyü, bunu yansıtacak şekilde inşa etmek bana heyecan verici ve kışkırtıcı geldi” diyor. Fitcher de konuyla alakalı olarak güzel bir laf ediyor: “Gerçeğin bilinebilir olup olmadığını bilemiyorum.” Zira bir tost makinesinin icadında bile fikrin kime ait olduğuna ilişkin benzer bir trajik hikaye dönmüş olabilir. Ancak dünya insanının kültürel varoluşunu ciddi anlamda sallamış bir sosyal ağın bir asosyal tarafından yapılmış olması durumu ironi katarak daha dikkat çekici hale getiriyor. Zuckerberg Vadi’nin poker yüzlü harika çocuğumu? Yoksa onların kendi yarattıkları bir Vatandaş Zuck mı? Bilemiyoruz. Ivy League’de başlayan (ABD’nin en eski ve iyi 8 üniversitesinin oluşturduğu birlik) yaratma ve yok etme üzerine bir dram. Mark, korku, cesaret, güç ve zaaflarla örülmüş ince bir çizgiden geçiyor. Senarist Sorkin “O bir anti kahramanken, filmin sonunda bir trajedi kahramanı haline geliyor çünkü yolculuk sırasında bir bedel ödüyor. O aslında bir bilgisayar korsanı. Bilgisayar korsanları, doğaları gereği birer anarşisttir. Öfkesi Mark için bir yakıt oluşturuyor. Ama yapmak istediği en son şey Facebook’u metalaştırmak ve bir para kazanma aracı haline getirerek anarşist yapısını öldürmektir. Filmin anlattığı yolculuk bir Horatio Alger (1832-99 yıllarında yaşamış, ayakkabı boyacısı ve gazete dağıtıcısı gibi fakir çocukların başarıya ulaşma hikayelerini anlatan ABD’li yazar) hikayesinden aşağı kalır değil” diyor. Sorkin’e göre hikayenin en dramatik tarafı Mark’ın sadece yaratıcı değil bir yok edici de olması: “En büyük yaratıcılar temel anlamda yok edicidirler. Mark, bir Fitzgerald ya da Dreiser’in (1800’lerin sonu ile 1900’lerin ilk yarısında yaşamış ünlü ABD’li yazarlar) yarattığı karakterlerin 21. yüzyıldaki izdüşümü gibi.”

Aşk, hayal kırıklığı ve ispat!

Tüm hikayenin başlangıcı ise klasik kız meselesine dayanıyor. Destanların yazılmaya başladığı çağlardan beri hep aynı öykü. Bir erkeğin içsel ve dışsal dönüşümü için çarklarına ilk darbeyi vuran malum hikaye. Aşk, hayal kırıklığı ve kendini ispat! 2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gece, kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak, kampustaki tüm kızlara ait bilgilerden oluşan bir veri tabanı oluşturur. Ve bir site kurar. Hemen ertesi gün iki kızın fotoğrafını yan yana koyarak “Hangisi daha ateşli?” diye sorar. Sitenin adını Facemash koyar. İddialardan biri bu sitenin Facebook’un öncülü olduğu yönünde. Tahmin edileceği üzere Facemash bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir. Mark’ın kadın düşmanlığı da kampusta tartışma konusu olur. Mark, Facemash’i yaratarak kasıtlı olarak özel hayatın gizliliği ve telif hakları yasasını ihlal etmekle suçlanır. Kısa sürede popüler olur. Diğer bir iddiaya göreyse olaylar şöyle gelişir. Tam bu sıralarda Winklevoss ikizleri kürek takımı antrenmanları olduğu için dönem ödevlerini yapamayacak kadar yoğundur. Ödevlerini yaptıracak bir kod manyağı gereklidir onlara. O kişi Mark’tır. İkizler ödev projelerini kodlaması için Mark’ı kiralar. O ödev Facebook’un ta kendisidir. Aradan birkaç ay geçer ve Mark Harvard’dan Silikon Vadisi’ne, oradan da tüm dünyaya bulaşıcı bir hastalık gibi yayılacak olan thefacebook.com sitesini kurar. İlk bir ay içinde Harvard’ın yarısından fazlası siteye kaydolur. 2005 yılında nerede ne yapıyor olduklarından en özel fotoğraflarına, en mahrem bilgilerinden en sevdiği şarkılara kadar tüm bilgilerini paylaşıma açan öğrenci sayısı 5 buçuk milyona ulaşır. Fakat şu an bilindiği üzere o yaratım sürecinin kaosunda her şeyin nasıl gerçekleştiği, kimlerin isminin anılması gerektiği konusunda ateşli bir mücadele doğdu. Bu mücadele, arkadaşlarının Zuckenberg’e dava açmalarına kadar ilerledi. Zuckerberg’in Harvard’dan eski sınıf arkadaşlarından oluşan, aralarında Winklevoss kardeşlerin de olduğu bir grup, Zuckerberg’i kendilerine ait sosyal ağ fikrini çalmakla suçlarken, bir dönem Zuckerberg’in iş ortağı ve Facebook’un kurucularından olan Eduardo Saverin, büyüme evresinde şirkete finansman sağladıktan sonra, Zuckerberg tarafından kovulduğunu iddia etti. Büyük bir hızla büyüyen Facebook’a şu an biçilen değer 25 milyar dolar civarında ancak Wall Street’te yapılan bazı tahminler, şirket değerinin çok daha yüksek olduğu yönünde. Bu da arkadaşlar arasında süren mücadelenin esas nedeni zaten. Tüm bu hikayeyi senaryo aşamasına getiren süreç ise 2008 yılında Eduardo Saverin’in bir arkadaşı aracılığıyla ünlü yazar Ben Mezrich ile irtibata geçerek hikayenin gerçek yüzünü anlatmayı teklif etmesiyle başladı. Esas kurucunun kendisi olduğunu, Zuckerberg tarafından ihanete uğradığını söyledi. Onu Winklevoss ikizleri takip etti. Mark’ı entelektüel malzeme hırsızlığıyla suçladılar. Mezrich “Kazara Milyarder: Facebook’un Kuruluş Hikayesi” adlı kitabı tamamlamayı beklemeden 28 sayfalık bir ön karalama ile Hollywood’un yolunu tuttu, Senarist Sorkin hikayeyi görünce tahmin edileceği üzere deliye döndü ve sonuç: “The Social Network” Bir çağa damgasını vuran, hatta hepimizin hayatını öyle ya da böyle değiştiren bir icadın Yunan episodlarını hatırlatan güç, ihanet ve aşk çemberinde dönen hikayesi. Üstelik insan hikayesi, plastik değil! “Belki bir gün tüm bu saçmalıklara dönüp baktığımızda güleceğiz…” Ama bu kuşkusuz büyük bir gülücük olacak…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s