Benzer benzeri tedavi eder

CHARLES DICKENS, GOETHE, MARIA THERESA, TINA TURNER, DAVID BACKHAM, GHANDI, PRENS CHARLES VE BILL GATES’İN ORTAK YÖNÜ…

“Similia similibus currente”*
* Benzer benzeri tedavi eder

Batı 200 yıldır hastalığı kendi benzerinin tedavi ettiğini biliyor. Türkiye’de uygulama alanı olmayan ve pek bilinmeyen homeopatik tedavi yöntemi, Avrupa ülkelerinde ve ABD’de tıp fakültelerinde okutuluyor, ilaçları sigorta tarafından karşılanıyor. Geçen yıl kurulan Türkiye Homeopati Derneği, konvansiyonel tıpta tedavisi olmayanlar dahil tüm hastalıklarda kullanılabilen bu tedavi yöntemini tanıtmak için çalışıyor. Homeopatik tedavide hastalıklar için değil hasta için ilaç bulunuyor. Tek bir ilaç!

ÜRÜN DİRİER / urun.dirier@aktuel.com.tr

1700’lerin sonunda Almanya’da Samuel Hahnemann adında bir doktor tıbbi tedavi yöntemlerini suçlayan makaleler yazıp duruyordu. Özellikle hacamat, bağırsakların yıkanması ve ne olduğu bile tam anlaşılmamış ilaçların bedene tıkıştırılmasını barbarlıkla bir tutuyordu. Bu makaleler ona tıp çevrelerinden ve eczacılardan pek çok düşman kazandırdı. Hahnemann sonunda hekimliği bıraktı. Geçimini ise tıp ve kimya kitaplarını çevirerek sağlamaya çalışıyordu. 1790 yılında İskoç Dr. William Cullen’in “Materia Medica” adlı kitabını Almanca’ya çevirirken “Chinarinde” (kınakına) bölümü dikkatini çekti. Bitkinin kabuğunun içerdiği tanen maddesi sayesinde sıtma hastalığına karşı kullanılabileceği belirtiliyordu. Hahnemann bu bilgiyi şüpheli buldu çünkü daha çok miktarda tanen maddesi içeren bitkilerin sıtmaya karşı hiçbir etkiye sahip olmadıklarını biliyordu. Kınakına bitkisinin etkilerini daha iyi anlayabilmek için kendi üzerinde denemeye karar verdi. İlacı aldıktan kısa bir süre sonra, sıtma hastası olmadığı halde, vücudunda tipik sıtma belirtileri oluştuğunu saptadı. Belirtiler birkaç saat sonra yok oluyor, yeni bir doz aldıktan sonra yeniden ortaya çıkıyordu. Hahnemann bitkiyi yakın çevresindeki kişiler üzerinde de denedi. Daha sonra bu araştırmalara Belladonna (Güzelavratotu) ve Arsenicum album (Arsenik) gibi zehirli maddelerle devam etti. Hahnemann’ın keşfettiği şey müthişti!

Çivi çiviyi söker, dinsizin hakkından…

Sağlıklı insanlara yüksek dozda verildiğinde bir hastalığın semptomlarını yaratan maddeler, hasta olan insanlara “çok çok düşük dozda” verildiğinde iyileştirici bir etki yapıyordu. Bu Hipokrat’ın “similia similibus currente” yani “benzer benzeri tedavi eder” sözleriyle açıkladığı benzerlik prensibiydi. Rönesans’ta Paraselsus da bu prensipten söz ediyordu. Çinlilerin, Hintlilerin, Mayaların ve Kızılderililerin de kültürlerinde var olan bir ilkeydi bu. Ünlü Hint destanı Mahabharata’da kahramanlardan biri bir zehirlenmeden kurtulmak için kendini zehirli yılana sokturur örneğin. Hintli Gujarat kabilesinin kuduz olan hastaya, “çivi çiviyi söker” mantığıyla, onu ısıran köpeğin bir kılını kopartıp suyla içirttiği bilinir. Soğukta donmuş birinin karla ovulduğunu da biliriz hepimiz.

Semptomları yok etmek yerine arttırıyor

Peki bugün homeopati (homeo: benzer, pathy: acı) dediğimiz bu tedavi yönteminin çalışma mantığı nedir? Homeopati esas olarak vücudumuzun doğal iyileşme tepkilerini harekete geçirir. Örneğin grip olduğumuzda ateşimizin yükselmesinin sebebi, yüksek ateşte mikropların ölecek olmasıdır. Öksürük de mukusun atılmasına yardımcı olur. Semptomlar aslında iyileştirmek için bedenin kendi savunma mekanizmasıdır. Kurtulunması gereken düşmanlar değil! Oysa günümüz tıbbında semptomları yok eden, karşıt etkili ilaçlar kullanılıyor. Homeopatik yaklaşıma göre bu tedavi biçimi bilgisayarın ekran fişini çekmeye benziyor. Ekran kararıyor, bir şey göstermiyor ama bilgisayar aynı şekilde çalışmaya devam ediyor. Homeopatik tedavi ise vücudun iyileşmek için kullandığı semptomları arttırarak bedenin kendini tedavi etme gücünü uyandırıyor. Homeopatik tedaviyi daha iyi anlatabilmek için şöyle bir örnek verelim; uykusuzluk şikâyeti olan bir hasta düşünün, çok gergin ve öyle sinirli ki uzaktan gelen hafif bir ses bile onu rahatsız ediyor. Sağlıklı bir insanı bu duruma getirebilecek bir madde var mıdır? Evet, kahve! Eğer çok sert ve bol miktarda içilirse insanların çoğunda böyle bir etki yaratabilir. Bu yüzden buna benzer semptomlara eşlik eden uykusuzluk, kahvenin homeopatik hazırlanmış bir şekli olan “coffea” ile tedavi edilebiliyor.

Suyun hafızası

Homeopati ilaçlarına “remedy” yani “deva” deniyor. “Remedy”ler bitkilerden, hayvan zehirlerinden, minerallerden, böceklerden ve asitlerden üretiliyor. Bir “remedy” yapmaktaki en önemli nokta ise maddeyi, kendisinden eser kalmayacak kadar seyreltmek. Nasıl mı? Öncelikle etken maddeden bir miktar alınarak bir şişe suda iyice çalkalanıyor. Sonra bu sudan bir damla alınarak yine bir başka bir şişe suda yeniden çalkalanıyor. Bu işlem defalarca tekrarlanıyor. En sonunda suyun içinde bir molekül bile etken madde kalmıyor. Peki nasıl oluyor da “sadece su” diyebileceğimiz bu madde iyileştiriyor? Bunu açıklamak için kullanılan teori, “suyun hafızası teorisi”. Bu teoriye göre su, her çalkalama işlemi sırasında maddenin bilgilerini ezberliyor ve kaydediyor. Su ile şimdiye dek yapılan pek çok deneyin, su moleküllerinin titreşim gibi çeşitli etkiler karşısında değişik şekillere büründüğünü gösterdiğini hatırlatalım.

Organlar değil insanlar hastalanır

Homeopatik tedaviye gelince, bu tıp yaklaşımında hastalık değil hasta önemli. Homeopatiye göre organlar değil insanlar hastalanır. Dolayısıyla başı ağrıyan herkese aynı “remedy” verilmiyor. Pek çok kişinin başı ağrıyabilir ama her birinin başının ağrıması için kendine özel bir nedeni vardır. Aspirin herkesteki ağrı belirtilerini ortadan kaldırabilir ama her biri başını ağrıtan nedenle baş başa kalmayı sürdürecektir. Ve bu neden eninde sonunda kendini ifade etmek için başka bir yol bulacaktır. Homeopatik tedaviyi uygulayan doktora “homeopat” deniyor. Homeopat için hastayı tanımak çok önemli. Homeopat hastasına bir “remedy” vermeden önce birkaç saat boyunca onunla konuşuyor. Hastanın çocukluğu, psikolojik durumu, o yaşına kadar geçirmiş olduğu hastalıklar, ameliyatlar, beslenme tarzı, uykusu, alışkanlıkları, sevdiği şeyler, nefret ettiği şeyler, beden duruşu, sosyal çevresinde nasıl tanındığı ve karakteri gibi her ayrıntıyı dikkatle not ediyor. Ve hastanın tüm özelliklerini göz önünde bulundurarak ona göre bir “remedy” veriyor. Genellikle tek bir doz yeterli oluyor. İyileşme en önemli organdan en önemsiz olana doğru bir sıra izliyor. Bu sıralamada beyin vücudun en önemlisi, cilt ise en önemsiz olanı. Bu bağlamda örneğin, bronkiyal astımı olan bir hastada ekzantema görülürse bu tedavinin iyiye gittiğini gösteriyor. Aynı durum bir şizofreni hastasında tüberküloz görüldüğünde veya kalp hastalıkları olan bir hastada artrit görüldüğünde de geçerli.

Goethe, David Backham ve Prens Charles’ın ortak yönü

Hiçbir yan etkisi olmadığı Birleşik Devletler Gıda ve İlaç Dairesi tarafından rapor edilen homeopati bugün Avrupa ülkelerinde ve ABD’de oldukça yaygın bir kullanım ağına sahip. Almanya, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve Meksika’da homeopati sağlık sisteminin içinde yer alıyor ve homeopati ilaçları sigorta tarafından karşılanıyor. “Remedy”ler eczanelerde satılıyor. Birleşik Devletler Gıda ve İlaç Dairesi (US FDA) araştırmalarına göre yılda 6 milyon Amerikalı homeopati ile tedavi oluyor. Birleşik Devletler Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne (NIH) bağlı Ulusal Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Merkezi (NCCAM) bünyesinde şu anda fibromiyalji, bunama, beyin travmaları ve hücre bozulmalarında homeopatik tedavinin etkileri üzerine çalışmalar yürütülüyor. Homeopati tıp doktorları, hemşireler ve sağlık uzmanları tarafından uygulanıyor. Avrupa ülkelerinde üç-altı yıl arası eğitim veren homeopati okulları olduğu gibi, doktorlar için tıp fakültelerinde homeopati master programları da bulunuyor. ABD’de ise tıp doktorlarına sadece Connecticut, Arizona ve Nevada eyaletlerinde homeopati uzmanlığı verilirken, diğer eyaletlerde homeopati sertifika programları ile öğretiliyor. Rockefeller’ler, Charles Dickens, Goethe, Maria Theresa, Tina Turner, David Backham, Ghandi, Prens Charles ve Bill Gates homeopatik tedaviye başvurmuş olan ünlü isimlerden. Bu arada şunu belirtelim, homeopati klinikteki başarılı uygulamalarına karşın bilimsel olarak nasıl işe yaradığı ispatlanamadığı için 200 yıldır tartışmalı bir yöntem.

“Tedavisi olmayanlar dahil tüm hastalıklarda kullanılabilir”

Ülkemizde ise homeopati henüz bilinmeyen bir tedavi yöntemi. 2008 Eylül’ünde İstanbul’da aile hekimi Dr. Günnur Başar öncülüğünde kurulan Homeopati Derneği bu tedavi yöntemini tanıtmak için uğraşıyor. ECH’nın (European Commitee for Homeopathy) standartları doğrultusunda doktorlara yönelik homeopati kursları düzenleyen dernekte aynı zamanda homeopatik tedavi hizmeti de veriliyor. Homeopatinin tüm akut ve kronik hastalıklar ile ilkyardımda kullanılabileceğine işaret eden Dr. Başar, “Homeopati ayrıca konvansiyonel tıpta tedavisi olmayan ve neden ortaya çıktığı bilinmeyen astım, alerjiler, egzama, sedef, ürtiker, akne, saç dökülmesi, romatoid artrit, osteoartrit, hassas bağırsak sendromu, ülseratif kolit, tüm iltihaplar, migren, baş ağrıları, hipertansiyon, kalp ağrısı (angina pectoris), kronik yorgunluk sendromu, depresyon ve anksiyetede de çok etkili” diyor. Dr. Başar homeopatik tedavide bebekler, çocuklar ve hayvanlar üzerinde çok olumlu cevaplar aldıklarını belirtiyor ve “remedy”lerin ülkemizde de satılması için Sağlık Bakanlığı’ndan izin almaya çalıştıklarını söylüyor.

“22 yılıma üzülüyorum”

49 yaşındayım ve 27 yaşımdan beri saman nezlesi ve astımla mücadele ediyordum, polen filtresiyle yaşıyordum. Bazen birkaç ay evden bile çıkamadığım olurdu. Geçen yıl Almanya’dan bir arkadaşım kızının polene ve 180 adet gıdaya alerjisi olduğunu, çok çaresiz olduklarını söylemişti. Bir süre sonra arkadaşımdan bir mail aldım, kızının homeopatik tedavi ile tamamen iyileştiğini müjdeliyordu. Apar topar ben de Almanya’daki Just Hintz isimli o doktora gittim. Homeopatik ilaçlar hap ya da iğne şeklinde oluyor. Ben iğne oldum. Tek bir iğneden sonra tamamen iyileştim. 18 yaşında gibi hissediyordum. Bir buçuk ay sonra alerjim yeniden başladı, yine bir iğne yaptırdım ve o zamandan beri neredeyse bir yıldır hiçbir rahatsızlığım yok. 22 yıldır bu hastalığı çektiğim için çok üzülüyorum.

Gücünü kolerayla ispatladı

1831 yılında orta Avrupa’da bir kolera salgını başladı. Hahnemann’ın bu hastalığa karşı önerdiği Champhora (kafur) büyük bir başarı kazandı. 1832’de Londra’daki ilk homeopatik hastane kuruldu. 1854 yılındaki ikinci kolera salgınında, Homeopati hastanesindeki ölüm oranı, Londra’daki öteki hastanelerdekinin yüzde 30 altındaydı. ABD’de ise 1835’de ilk homeopatik tıp okulu Allentown, Pennsylvania’da kuruldu. ABD’de homeopati öylesine kabul görmüştü ki sigorta şirketleri homeopati ile tedavi olanlara yüzde 10 indirim yapıyorlardı.

Homeopati eğitiminin verildiği bazı okullar şunlar; Kanada’da Laval Üniversitesi, Fransa’da Frenche-Comte, Limoges, Bordeaux ve Lyon Üniversiteleri, İspanya’da Valladolid ve Sevilla Üniversiteleri, ABD’de ise California Los Angeles (UCLA), Arizona, Harvard ve Maryland Üniversitelerinin tıp fakültelerinde sertifika programı olarak, ders olarak veya master programı olarak okutuluyor. Avustralya, Belçika, Hindistan, Kanada, Almanya, İtalya, Yunanistan, İsviçre, İngiltere ve ABD başta olmak dünyanın pek çok ülkesinde de bizdeki yüksek okul seviyesinde ve enstitü bünyesinde yüzlerce homeopati okulu bulunuyor. Bristol Homeopathic Hospital ve Royal London Homeopathic Hospital gibi yalnızca homeopatik tedavilerin sunulduğu hastaneler de bulunuyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s