HAP YALAN TEDAVİ GERÇEK!

BEYAZ HAPLAR ÜLSERİ, SARILAR DEPRESYONU, YEŞİL OLANLAR ANKSİYETEYİ TEDAVİ EDİYOR.
Dünyada son 30 yılda ilaç deneylerinde ‘placebo etkisi’ iki kat arttı. İlaç firmalarının baş belası olan bu etkinin artmasının nedeni bilimcilere göre, ilaç reklamlarının daha geniş bir kitleye yayılmaya başlaması. Hastanın bilimsel gelişmelere ve tıbba güvenmesi ile reklamlar, haberler aracılığıyla sağlıklı olma imajinasyonuyla daha sık karşılaşması, iyileşebileceğine olan inancını körüklüyor. İnanç ise içi boş bir hap yutan Parkinson hastasının ellerinin titremesini durdurabiliyor, astım krizini dindirebiliyor ya da kanser hastalarını çok şiddetli ağrılardan kurtarabiliyor.

ÜRÜN DİRİER

Dünya ilaç devlerinden biri olan Merck, 2002 yılında büyük bir kriz içindeydi. İlaç satışlarında rakiplerinin gerisinde kalmıştı. Daha da kötüsü sahip olduğu beş büyük ilacın patent süresi dolmak üzereydi ve kısa süre sonra başka firmalar da içerikleri değişik adlar altında piyasaya sürebilecekti. Ayrıca şirket son üç yıldır yeni ilaç da geliştirememişti. Merck’in araştırma direktörü Edward Scolnick, derhal bir acil durum planı oluşturdu. Rakipleri gibi o da antidepresan pazarına girecekti. Scolnick Forbes’a verdiği bir demeçte “Geleceğe hakim olmak için merkezi sinir sistemine hakim olmamız gerekiyor” diyordu. Bu planın başarısı ise kod adı MK-869 olan, deney aşamasındaki antidepresanın başarısına bağlıydı. Bu antidepresan, iyi duyguları harekete geçiren beyin kimyasallarının salgılanmasını sağlıyordu. İlaç üzerine yapılan ilk testler başarılıydı, çok az yan etkisi vardı. Ancak kısa bir süre sonra deneklerde anksiyete ve umutsuzluk hisleri yükselmeye başladı. Bu durum bir yana, aynı yan etkiler, placebo hap verilen kontrol grubunda da görülüyordu.
İlaç şirketleri ürettikleri ilacın etkinliğini görebilmek için bir grup deneğe söz konusu ilacı verirken, kontrol grubu adı verilen bir kısım deneğe de ‘placebo’ denen, içinde hiçbir etkin maddenin bulunmadığı boş haplar verirler. Tabii ki deneklere asla bundan söz edilmez, deneklerin hepsi gerçek ilaç aldıklarını sanırlar. Bunun nedeni, hastayı ilacın mı yoksa ‘ilaç aldım, iyileşeceğim’ düşüncesinin mi iyileştirdiğinin anlaşılmasıdır. Placebo alan denek sanki etken madde içeren esas ilacı almışçasına iyileşebileceği gibi, etken ilacın deneyden önce belirtilen yan etkilerini de gösterebilir. Yani içi boş bir hap aldığı halde, mide bulantısı, baş dönmesi, deri döküntüsü gibi rahatsızlıklar yaşayabilir.

Dünyada Placebo etkisi gitgide artıyor

MK-869’a geri dönecek olursak, ilacın iyileştirdiği denek sayısı placebo alan denek sayısını geçemeyince deneyler durdurulur. MK-869 ‘placebo etkisi’ne karşı mağlup olmuştur. MK-869, ‘placebo etkisi’ yüzünden laboratuarın çöp kutusuna atılan tek ilaç da değildi. 2001 yılından 2006’ya kadar ‘placebo etkisi’ yüzünden Faz2 aşamasında çöpe atılan deneysel ilaç sayısı yüzde 20, Faz3 aşamasında hayal kırıklığı yaratan ilaçların sayısı ise yüzde 11 artmıştı. Birleşik Devletler Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onay verdiği ilaç sayısı da 1980’den bu yana gitgide azalıyor. Örneğin geçen Kasım ayında Michael J. Fox tarafından geliştirilen bir Parkinson ilacı, Osiris Therapeutics tarafından Kron hastalığına karşı geliştirilen bir ilaç ve Eli Lilly firmasının çalıştığı bir şizofreni ilacı, placebo grubunda beklenenin iki katı kadar iyileşme görüldüğü için deney aşamasında çöpü boyladı. Placebo sınırını geçemeyen ilaç firmalarının içine girdiği ekonomik darboğaz da gitgide genişliyor. … Plasebo sınırını geçemeyen yalnızca yeni ilaçlar da değil üstelik. On yıllardır piyasada bulunan Prozac gibi ilaçlar da yeni yapılan deneylerde placebo eşiğinde sendeliyor. Bazı eski ilaçların üzerine yeniden deneyler yapılacak olsa FDA onayından geçemeyeceği söyleniyor. 80’lerden bu yana ‘placebo etkisi’ iki katına çıkmış durumda. Peki bunun nedeni eski ilaçların zayıflamaya başlaması mı? Elbette değil, konuyla ilgili görüş almak üzere ulaştığımız İtalya Torino Üniversitesi’nden Prof. Fabrizio Benedetti’ye ve birçok bilim adamına göre sebep ilaç reklamlarının artışı! Bilimsel araştırmalara ve tıbba olan güven, iyi ve sağlıklı olabilme inancı yaratan reklamlar… Kuantum fiziğinin bilimi içine soktuğu geniş ormanın ardından ‘placebo etkisi’ de varlığından veya yokluğundan asla tam olarak emin olamayacağımız bodrumdaki fil haline gelmiş durumda. İçimizde, sadece inanarak harekete geçebilen ‘kendi kendini iyileştirme’ gücü bulunuyor ama bu gücün her zaman ve herkeste olup olmadığı, hangi mekanizmayla işler hale geldiği net olarak bilinmiyor.

10 antidepresandan 7’si çöpe

‘Placebo’nun tıbba girişinin tarihçesi de oldukça ilginç. 2. Dünya Savaşı’nda, Alman işgaline karşı savaşan müttefik askerlerini tedavi eden Amerikalı anestezi uzmanı Dr. Henry Beecher’ın başı bir gün fena sıkışır. Önünde ciddi bir şekilde yaralanmış bir asker vardır ve morfin stokları tükenmiştir. Hasta uyuşturulmadan ameliyata alınırsa ölümcül bir ağrı şoku yaşayabilir ve hayatını kaybedebilir. O çaresizlik ortamında, bir hemşire hastaya elinde çok güçlü bir ağrı kesici olduğunu söyleyerek bir ampul tuzlu su enjekte eder. Ve hasta en ufak bir ağrı ya da acı yaşamadan ameliyat gerçekleştirilir. Bu olay Beecher’ın tıbba bakış açısını değiştirir. Savaş bitiminde Harvard Üniversitesi’ne döner dönmez bu konu üzerine çalışmaya başlar. Bugün araştırmacılar depresyon, ağrı, ülser ve kalp rahatsızlıkları gibi pek çok durumda ‘placebo’nun yüzde 50-60 oranında işe yaradığını biliyorlar. Dr. Beecher’ın 1955’de Amerikan Tıp Birliği Dergisi’nde konu hakkında yayınlanan makalesinin ardından ilaç deneylerinin niteliği de değişti. Deneylere bir de placebo denek grupları eklendi.
Placebo etkisinin ilaç firmalarının baş belası olduğu bir gerçek, ama özellikle de psikiyatrik ilaç üreticileri için! Her 10 deneysel antidepresandan 7’si placebo etkisi karşısında yenik düşüyor. Üstelik deneyler ülkelere hatta bölgelere ve kültürlere göre de farklılık gösteriyor. Mesela 90’larda klasik anksiyete ilacı diazepam (valium olarak da biliniyor) Fransa ve Belçika’da placeboyu alt ederken, ABD’de yenilmişti. Prozac ise ABD’de iyi performans verirken Batı Avrupa ve güney Afrika’da o kadar da iyi neticeler vermemişti. Antropolojist Daniel Moerman Almanların ülsere yüksek plasebo etki gösterirken hipertansiyona karşı placebo etki göstermediği ortaya çıkardı örneğin. Çünkü Almanya’da tansiyon hastalığı çok sık rastlanan bir hastalıktı ve deneklerde iyileşme umudu yoktu. Bu arada ilaç kapsüllerinin rengi hatta şekli bile placebo etkiyi yönlendirebiliyor. Mesela mavi haplar genel olarak antidepresanlarda rahatlatıcı etkiyi güçlendirirken, İtalyanlarda işe yaramıyor. Çünkü İtalyan ulusal futbol takımının rengi mavi ve mavi onlara daha çok heyecanı hatırlatıyor.
Placebo etkisiyle ilgili verilebilecek yüzlerce örnek var. Birkaç tanesini haberimize sığdırmaya çalışacağız.

Aniden iyileşen umutsuz kanser hastası

-Yıl 1957. Mr. Wright adında, lenf bezi kanseri olan bir hasta vardır ve durumu çok kötüdür. O kadar kötüdür ki radyoterapi veya kemoterapi bile yapılamaz hastaya. Birgün doktoru Mr. Wright’a ‘krebiozen’ adlı yeni ve çok etkin bir kanser ilacının çıktığı söyler. Hastaya bir doz bu ilaçtan yapılır. İki gün sonra Mr. Wright yataktan kalkmıştır ve hemşirelerle neşe içinde sohbet etmektedir. Üstelik tümörler de erimeye başlamıştır. 10 gün sonra hasta taburcu edilir. İki ay sonra bir gazete, krebiozenin hastaların büyük çoğunluğunda etkili olmadığını yazar. Bunu duyan hasta, tümörleri büyümüş ve berbat bir durumda hastaneye geri döner. Doktor yeniden denemeye kararlıdır, yazılanların doğru olmadığını, tekrar hastalanmasının da ilacın tarihinin geçmiş olmasından kaynaklanabileceğini söyler. Yeni ilaçların iki gün sonra gemiyle geleceği bilgisini de ekler. Hasta iki gün boyunca heyecanla bekler ve sonunda bu ikinci doz ilkinden bile daha süratli etki yapar. Üstelik doktor bu kez krebiozen bile değil, saf su enjekte etmiştir. İki ay sonra Amerikan Tıp Birliği krebiozenin tamamen etkisiz bir ilaç olduğunun anlaşıldığını bildirir. Mr. Wright ise bu haberi okuduktan birkaç gün sonra ölür.
-1950 yılında ise yine ABD’de bir doktor angina pektoris hastalarını sadece kesip dikerek tedavi edebiliyordu.
-California Kaiser Hastanesi’nden placebo uzmanı Dr. David Sobel’in anlattığı ilginç bir örnek ise şöyle: Bir astım hastasına doktor, ilaç firmasından gelen güçlü ve yeni bir ilaç örneğini verir ve adam bunun üzerine birkaç dakika içinde rahat nefes almaya başlar. Doktorun sonradan öğrendiği şey ise, firmanın deney amacıyla doktora söylemeden placebo ilaç göndermiş olduğudur.
-19. yüzyılda on binlerce kişinin ölümüne neden olan verem hastalığının bir bakteri tarafından ortaya çıktığı anlaşılınca, hastalıktan kaynaklanan ölümler birdenbire yüzde 600’den yüzde 200’lere düşmüştü. Çünkü artık verem bir sır değildi, ilacı ise 50 yıl sonra çıkacaktı. Yine 19. yüzyılda Avrupalı doktorların domatesin zehirli olduğunu iddia etmesi üzerine yüzlerce kişi zehirlendiklerini iddia ederek hastanelere akın etmişti.

-Michigan Üniversitesi’nden nöroloji doktoru Jon Kar Zubieta da pek çok deneyde ‘çok güçlü bir ağrıkesici’ olduğunu söyleyerek sadece saf su vererek hastaların ağrılarını geçirmeyi başardı. Dr. Zubieta, bir EEG aygıtı yardımıyla deneklere su verdikten hemen sonra vücudun kendi kendine doğal ağrıkesici ve endorfin salgılamaya başladığını da gösterdi.

Tuzlu suyla titremesi kesilen Parkinsonlular

-İtalya, Torino Üniversitesi’nden placebo uzmanı profesör Fabrizio Benedetti günümüzde placebo üzerine çalışan en bilindik isimlerden. Görüş almak üzere kendisini aradık ve bize yaptığı deneylerden bazı örnekler verdi. Sadece tuzlu su vererek Parkinson hastalarında ellerin titremesini durdurabilmiş örneğin. Deneyde ‘alt-talamik çekirdek’teki nöronların, tuzlu su verildikçe daha az tetiklendiği ortaya çıktı.
Benedetti bu deneyden elde edilen sonuçlarla ilgili “Beklenti ve umut tedavi edici sonuçlar yaratıyor. Ancak hala placebo etkisinin nerede, nasıl ve ne zaman devreye girdiğini anlamaya çalışıyoruz. İlaç firmaları ise bir insanın nasıl kendi kendini boş bir ilaçla tedavi edebildiği üzerine yoğunlaşmak yerine kendi ilaçlarının placebo karşısında ne kadar etkili olduğuyla ilgileniyor” diyor. Ağrı kesici placebo etkisinin ise yalnızca ağırıyı kesmediğini, aynı anda kan dolaşımını ve kalp ritmini düzene soktuğunu belirten Benedetti, “Placebolar ile duygu durumu yükseltilebiliyor, depresyon tedavi edilebiliyor, bilişsel faaliyetler düzenlenebiliyor, sindirim bozuklukları hafifletilip uykusuzluk sorunları giderilebiliyor, kemoterapi gören kanser hastalarında kemoterapinin yan etkileri hafifletilebiliyor . Hatta insülin ve kortizol gibi hormonların doğal olarak salgılanması da sağlanabiliyor” diye konuşuyor. Benedetti Alzheimer hastaları üzerinde de çalışıyor. Bu hastaların hatırlama ve gelecek hakkında düşünme konusunda sıkıntı çektikleri için placebo ilaçlara tepki veremediklerini belirtiyor. Hatta gerçek ağrı kesiciler bile Alzheimer hastalarında ancak iki katı dozajda etkili oluyor. Prof. Benedetti depresyon ve anksiyete hastalarında placebo etkisinin daha güçlü olduğunu ifade ediyor.
– Huston’daki Veteran Affairs Tıp Merkezi’nin doktorlarından ortopedi cerrahı Bruce Moseley, bir deney sırasında 90 hastaya sahte diz eklemi ameliyatı yaptı. Mucizevi bir şekilde hastaların çoğu bir daha dizlerinden hiç şikayet etmedi, iyileşmişlerdi. Moseley bu araştırmanın sonuçlarını New England Journal of Medicine’da yayınladı.
-Placebo sosyolojik bir etkiye de sahip. Kalp krizine iyi geldiği sürekli vurgulanan aspirin ABD’de kalp krizlerini düşürürken, 5139 İngiliz doktorunun yaptığı altı yıllık araştırma sonucunda, bunun doğru olmadığının anlaşılması ile İngiltere’de aynı etkinin gerçekleşmemesini buna örnek gösterebiliriz.
– Geçen yıl Harvard Üniversitesi’nden Prof. Ted Kaptchuk da tüm dünyada tedavisi için yıllık 40 milyar dolar harcanan irritabl barsak sendromu üzerine bir placebo çalışması yaptı. Denekler üç gruba ayrıldı. Bir gruba gerçek ilaç, ikincisine placebo, üçüncüsüne de placebo ve umut verildi. Doktorlar üçüncü gruptaki hastalara durumlarının çok da kötü olmadığını ve kolaylıkla iyileşeceklerini telkin etti. Sonuç, tahmin edebileceğiniz gibi üçüncü gruptaki hastalar daha hızlı iyileşti.
-Hamile kadınlarda kusmayı tetikleyen haplarla tam tersine mide bulantısını geçiren, yalnızca deride bir kesi yapılarak gerçekleştirilen ve yüzde 56 başarı sağlanan koroner bypass ameliyatları da placebo etkisi örnekleri arasında. Kolombiya Üniversitesi’nden Prof. Tor Wager placebo etkisini beynin hacklenmesi olarak tanımlıyor.

Tıp dünyası placeboya karşı birleşti

2000 yılında placebo etkisine karşı koyamayan ilaç devleri, deneylerde kullanmak üzere yeni bir yöntem arayışına girdi. ABD Sağlık Bakanlığı 2000 yılında Washington’da üç günlük bir kongre düzenledi ve 500’den fazla ilaç üreticisi, doktor, akademisyen ve deney uzmanı katıldı. Bu kongre ilaç şirketleriyle akademisyenleri bir araya getirdi ve genellikle gizli tutulan deney sonuçlarının daha çok paylaşılabilmesinin yolunu açtı. Örneğin Prof. Benedetti artık Pfizer’e ilaç deneylerinde danışmanlık yapıyor.

Placebo etkisinin yüzde oranları

Genel olarak kalp hastalıklarında placebo etkisi yüzde 30-40 arasında seyrederken, bu etki zona ve ülser tedavisinde yüzde 66, şizofrenide yüzde 35-40, psikiyatride bipolar bozukluklarda yüzde 30, anksiyetede yüzde 65, panik bozukluklarda yüzde 22, kanser ağrıları dahil tüm ağrılarda ise yüzde 20-40. Dr. Henry Beecher, insan popülasyonunun üçte birinin placeboya yanıt verdiğini söylüyor.

Renk ve şekillerin gücü

Sarı, antidepresanların etkinliğini en çok arttıran renk. Hap çok küçük dozlarda bile olsa… Kırmızı, anlık, uyarıcı darbe etkisine sahip. Yeşil, anksiyeteyi düşürüyor.
Beyaz, anti asit özelliği taşıyor ve ülser yatıştırıcı olarak iş görüyor. Gerçek haplarda bu etkileri arttırdığı gibi placebo haplarda da yüksek oranda işe yarıyor.
Sayısal çokluk da iyileşmeyi hızlandırıyor. Örneğin günde dört kere küçük dozajlarda alınan haplar iki kere alınanlardan daha etkin. Damgalı haplar ise hastaya güven veriyor. Bilinen markaların damgası iyileşme sürecini hızlandırıyor. Akıllı isimler ilacın gücünü arttırıyor. Placebo uzmanları örneğin Viagra’nın gücünün büyük oranda durmadan akan Niagara Şelalesini hatırlatmasına bağlıyor.

“Placebo etkisi sadece kafada değildir”

Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Doç Dr. Hale Bolak Boratav: “Placebo, ağızdan veya damardan alınan ilaç ya da ameliyat olabilir. Örneğin bir çok hasta sadece ameliyat için açılıp kapandıktan sonra, yani tedavi amaçlı bir müdahale yapılmadığı halde bile kendini daha iyi hissetmektedir. Kalp hastaları veya artrit hastaları ile yapılan placebo ameliyatlarının sonrasında bu hastaların işlevselliklerinin (yürümek, tırmanmak gibi) gerçek bir ameliyat geçirmiş hastalardan farklı olmadığı görülmüştür. Aynı şekilde, disk veya fıtık problemi olduğundan şüphelenilen, ama aslında böyle bir sorun bulunmayan hastalarda da ameliyat sonrasında bir rahatlama etkisi görülür. Ağrı kesici diye verilen Placeboların hastaların yüzde 35’inde morfin kadar etkin olduğu biliniyor. İlacın şekli, rengi, reçeteyi yazan doktorun prestiji gibi etkiler iyileşme sürecine yön veriyor. Yakın zamanlarda ileri teknoloji kullanılarak yapılan araştırmaların birinde (örn. Wager ve ark., 2004, Science dergisi) placebo aldıktan sonra ağrılarının azaldığını söyleyen hastaların beyinleri fMRI ile görüntülendiğinde, beynin ağrıya hassas bölgelerinde de aktivitenin azaldığı saptanmaktadır. Placeboların etkisinin sadece insanın ‘kafasında’ olmadığının, gerçekte de bir iyileştirme etkisi olduğunun altını çizmek lazım. Aşırı ilaç kullanımının yol açtığı yan etkileri, hasar ve ölüm ihtimallerini göz önünde bulundurursak, placeboların gelecekte tıbbi tedavide önemseneceklerini öngörüyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s